News
Kediler Süt İçebilir Mi?
Kediler Süt İçebilir mi? Gerçekler, Mitler ve Sağlık Açısından Değerlendirme
Kediler ve süt… Bu ikili, kedi severlerin hayal dünyasında uzun yıllardır yan yana gelir.
Çoğumuz çocukluğumuzdan kalma çizgi film sahnelerinde, sıcak bir şöminenin yanında süt yalayan tatlı bir kedi görmüşüzdür. Ancak bu sevimli tablonun arkasındaki gerçek, düşündüğümüz kadar masum olmayabilir;
Kedilerin “süt içebilir mi” sorusunun cevabı, basit bir evet ya da hayır değil; bilimsel verilerle desteklenen detaylı bir değerlendirme gerektiriyor.
Yavruluk döneminde anne sütü, yavru kedilerin sağlıklı gelişimi için kritik bir öneme sahiptir. Çünkü bu dönemde kediler laktozu sindirebilmek için gerekli laktoz enzimini yeterli miktarda üretirler. Ancak kediler büyüdükçe bu enzimin üretimi azalır ve yetişkin kedilerde süt şekeri olan laktozu sindirme kapasitesi düşer. Bu yüzden, yetişkin kedilerin çoğu laktoz intoleransı geliştirir; yani süt şekeri sindirilemez ve bağırsakta fermente olarak ishal, gaz ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Bu durum bilimsel çalışmalar ve veteriner görüşleriyle desteklenmektedir.
Birçok yetişkin kedi, inek sütündeki laktozu yeterince parçalayamaz. Bu nedenle süt, birçok kedi için sindirim sistemini zorlayarak rahatsızlığa neden olabilir. Laktoz sindirilemediğinde bağırsakta su çeker ve bu da yumuşak dışkı veya ishal, gaz, şişkinlik ve karın ağrısı gibi belirtilere yol açabilir.
Görünüşte lezzetli olsa da, süt kedilerin gerçek beslenme ihtiyaçlarını karşılayan bir içecek değildir; kediler esasen obligat etobur hayvanlardır ve besin gereksinimlerini yüksek kaliteli proteinlerden sağlarlar.
Bazı kediler, özellikle çok küçük miktarda sütü tolere edebilirler ve bunu sever görünseler bile bu her kedide geçerli değildir. Sütün çekiciliği genellikle yağ ve protein cazibesinden kaynaklanır; fakat bu çekicilik, sütü uygun bir besin seçeneği haline getirmez.
Süt Alternatifleri ve Sağlıklı Seçenekler
Tam yağlı inek sütü yetişkin kediler için önerilmez. Eğer kedinize süt benzeri bir tat sunmak istiyorsanız, özel olarak formüle edilmiş kedi sütü ürünleri veya laktozsuz süt alternatifleri düşünülebilir.
- Ancak unutulmamalıdır ki, bu ürünlerin de önerilen miktarların dışına çıkılmaması gerekir. Çoğu veteriner, günlük sıvı ihtiyacının temiz suyla karşılanmasını tavsiye eder.
Yavru Kedilerde Durum
Yavru kediler için anne sütü vazgeçilmezdir. Eğer anne kedi yoksa, veteriner onaylı yavru kedi süt formülleri kullanılmalıdır. İnsanlara veya inek sütüne alternatif gibi görünen ürünler yavru kediler için uygun değildir ve sindirim sorunlarına yol açabilir.
Sonuç olarak, yetişkin kedilere inek sütü vermek çoğu durumda sağlıklı bir seçim değildir ve bu uygulama, popüler kültürün yarattığı efsanenin ötesinde ciddi sindirim sorunlarına neden olabilir.
Kedinizin tatlı bakışlarıyla süt isterken karşılaşmanız mümkün olsa da, onun uzun vadeli sağlığı için günlük içeceğin her zaman temiz su olması en doğru yaklaşımdır.
Kaynakça
Cornell Feline Health Center. (t.y.). Feeding your cat. Cornell University College of Veterinary Medicine. https://www.vet.cornell.edu/departments-centers-and-institutes/cornell-feline-health-center/health-information/feline-health-topics/feeding-your-cat
Hand, M. S., Thatcher, C. D., Remillard, R. L., Roudebush, P., & Novotny, B. J. (2010). Small animal clinical nutrition (5. baskı). Mark Morris Institute.
Llera, R., & Buzhardt, L. (t.y.). Can cats drink milk? VCA Animal Hospitals. https://vcahospitals.com/know-your-pet/can-cats-drink-milk
MSD Veterinary Manual. (2022). Nutrition - Small animals. MSD Manual Professional Edition. https://www.msdvetmanual.com/management-and-nutrition/nutrition-small-animals
Wortinger, A. (2010). Cats: Nutritional requirements and dietary management. In A. Wortinger (Ed.), Nutrition for veterinary technicians and nurses (ss. 115-132). Wiley-Blackwell.
Prof. Dr. Duygu Dalğın ile – Veteriner Sahada Geleceğe Bakış: Potansiyeller, Fırsatlar, Fark Yaratmak
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Duygu Dalğın ile – Veteriner Sahada Geleceğe Bakış: Potansiyeller, Fırsatlar, Fark Yaratmak” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veterinerlikte Yeni Oyun: Klinikler Nereye Gidiyor, Biz Nereye Bakmalıyız?
Veteriner fakültesinde okurken çoğumuzun zihninde benzer bir “gelecek fotoğrafı” vardır: Mezun olur olmaz bir klinik açmak, birkaç yıl içinde düzeni kurmak ve aşı–parazit–rutin muayene döngüsüyle iyi bir hayat inşa etmek… Bundan 10–15 yıl önce bu hayal büyük ölçüde gerçekçiydi. Ancak bugün tablo ciddi biçimde değişmiş durumda. Üstelik bu değişim sadece Türkiye’ye özgü değil; veterinerlik sektörü dünya genelinde başka bir yöne doğru evriliyor.
Profesör Doktor Duygu Dağınlı’nın konuşması tam olarak bu kırılma noktasına odaklanıyor. Verdiği temel mesaj son derece net:
“Eski oyunu oynarsak kaybederiz. Yeni oyunu kurarsak kazanırız.”
1. Gerçekle Yüzleşelim: Sayımız Çok Fazla
Türkiye’de veteriner fakültesi ve mezun sayısı, rekabeti artık “normal” seviyenin çok ötesine taşımış durumda. Hoca bunu şu örnekle açıklıyor:
ABD’de 360 milyon nüfusa karşılık yalnızca 28 veteriner fakültesi bulunuyor ve yılda yaklaşık 2650 mezun veriliyor.
Almanya, Hollanda ve Kanada gibi ülkelerde fakülte sayıları bundan da az.
Türkiye’de ise 32 fakülte ve yılda 3000’e yakın mezun var.
Bu tablo moral bozmak için değil, doğru strateji kurmak için önemli. Çünkü arz fazlası olan bir sektörde “herkesin yaptığı işi yapmak”, ayakta kalma ihtimalini ciddi biçimde azaltıyor.
Özetle:
Klinik açmak artık mezuniyet sonrası otomatik bir adım değil; ciddi bir iş planı ve risk analizi gerektiren bir girişim.
2. Hollanda Örneği: Kaynak Azsa Oyun Biter mi? Hayır.
Konuşmanın en çarpıcı örneklerinden biri Hollanda’ydı. Küçücük bir ülke. Topraklarının büyük kısmı tuzlu. Tarıma elverişsiz.
Ama buna rağmen dünyanın en büyük ihracatçıları arasında.
Nasıl başarıyorlar?
Katma değer üreterek ve “re-export” modeliyle.
Yani başka ülkelerde üretilen ham ürünleri alıyor, teknoloji ve işleme katıyor, sonra çok daha yüksek fiyatlarla yeniden ihraç ediyorlar.
Buradan çıkan temel mesaj şu:
“Kaynaklarımız sınırlı olabilir, şartlar zor olabilir; ama doğru stratejiyle lider olmak mümkün.”
Veterinerlikte de aynı bakış açısına ihtiyaç var. Eskiye tutunmak yerine, katma değeri yüksek yeni alanlara yönelmek gerekiyor.
3. Pet Sahipliği Değişti, Klinik Geliri Daralıyor
Türkiye’de uzun yıllar boyunca pet sahiplerinin veteriner hekimlere geliş nedeni ağırlıklı olarak aşı ve parazit uygulamalarıydı. Ancak hocaya göre bu model artık sürdürülebilir değil.
Yapılan araştırmalar şunları gösteriyor:
Kedi sahipleri arasında, özellikle pandemi sonrasında, aşı karşıtlığı artıyor.
Veteriner ziyaretleri çoğunlukla hastalık nedeniyle değil, rutin işlemler için yapılıyor.
Davranış sorunları ve psikiyatrik destek için kliniğe geliş neredeyse yok denecek kadar az.
Bu ne anlama geliyor?
“Bir klinik yalnızca aşı ve parazitle ayakta duruyorsa, o klinik modeli fiilen bitmiş demektir.”
Bu sert ama gerçekçi bir tespit. Yeni gelir modelleri ve yeni hizmet alanları geliştirilmezse, pek çok klinik ya kapanacak ya da ciddi şekilde küçülmek zorunda kalacak.
4. Asıl Büyük Dalga: Geriatri ve Longevity
Bugün klinik popülasyonuna bakıldığında kedi ve köpeklerin belirgin şekilde yaşlandığı görülüyor. Hastaların önemli bir bölümü artık geriatrik.
Hoca bu noktada çok net:
Kedilerde 11 yaş üzeri oran neredeyse %50’ye ulaşmış durumda.
Köpeklerde de benzer şekilde yüksek bir yaşlanma oranı var.
6 yaşından sonra klinik ziyaret sıklığı dramatik biçimde artıyor.
Bu tablo şunu gösteriyor:
Geriatri bilgisi olmadan pet hekimliği yapmak artık mümkün değil.
Ancak asıl büyük trend bunun da ötesinde: Longevity ve wellness.
İnsanlarda dev bir pazar haline gelen “uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma” yaklaşımı, hızla pet dünyasına da taşınıyor. ABD’de evcil hayvanlar için:
DNA metilasyon ve hücresel yaş testleri satılıyor.
Sahip, evde sürüntü alıp laboratuvara gönderiyor.
Hayvanın kronolojik yaşı değil, biyolojik yaşı ölçülüyor.
Veteriner, buna göre supplement ve yaşam protokolü oluşturuyor.
Altı ay sonra test tekrar edilerek yaşın geri çekilmesi hedefleniyor.
Bu, veterinerlikte tamamen yeni bir tedavi anlayışı anlamına geliyor.
Daha da çarpıcı olan ise şu:
Köpeklerde IGF hormonunu düşürmeye yönelik “longevity aşıları” FDA onayı aldı ve 2026’da pazara çıkması bekleniyor.
Hoca bunu adeta bir alarm gibi dile getiriyor:
Dünya yeni bir tedavi paradigmasına geçti ve biz çoğu zaman bunun farkında bile değiliz.
5. Integratif / Bütüncül Tıp: Kaymak Neden Başkasına Gidiyor?
Bugün akupunkturdan fitoterapiye, davranış danışmanlığından rehabilitasyona kadar geniş bir bütüncül tıp pazarı var. Ancak bu alanın ekonomik getirisi çoğu yerde veterinerlerin değil, sektör dışı kişilerin elinde.
Sebep net:
Biz konfor alanımızdan çıkmıyoruz.
Hoca bunu çok açık bir örnekle anlatıyor:
“Veteriner telepat diye bir alan var, randevu bulamıyorsunuz, inanılmaz paralar kazanılıyor. Onayladığım için söylemiyorum; biz girmediğimiz için kazanç oraya gidiyor.”
Integratif tıpta pek çok seçenek bulunuyor:
Akupunktur
Rehabilitasyon ve fizyoterapi
Lazer terapi
Fitoterapi ve supplementasyon
Rejeneratif tıp (kök hücre, PRP, ekzozom)
Hiperbarik oksijen
Klinik beslenme
Davranışsal tıp ve psikiyatri
Buradaki ana fikir çok net:
“Mahalledeki 15 yıllık hekimle aynı işi yaparsan, hasta neden sana gelsin?”
Fark yaratmadan ayakta kalmak mümkün değil.
6. Pet-Tech ve Giyilebilir Teknoloji
Konuşmanın en heyecan verici bölümlerinden biri teknoloji başlığıydı. Çünkü pet sektörü, insan sağlığı teknolojilerini inanılmaz bir hızla kopyalıyor.
Örnekler:
Sadece ilgili hayvan yaklaştığında açılan akıllı mama kapları
Sağlık verisi toplayan tasmalar
Kedi ve köpekler için glikoz sensörleri (Freestyle Libre gibi)
Anksiyete yelekleri, otomatik tuvaletler, davranış izleme sistemleri
Türkiye’de bu alanda üretim neredeyse yok. Bu nedenle hocanın önerisi çok net:
“Mühendislerle iş birliği yapın, pet-tech girişimleri kurun.”
Özellikle Z kuşağı için son derece uygun ve potansiyeli yüksek bir alan.
7. Helal Mama ve Ortadoğu Pazarı: Boş Bir Altın Madeni
Türkiye, Ortadoğu’ya ciddi miktarda pet maması ihraç ediyor. Ancak burada büyük bir boşluk var:
Helal sertifikalı kuru mama.
Ortadoğu pazarı bunu talep ediyor.
Kedi mamalarında sınırlı örnekler var ama köpek kuru mamada neredeyse hiç yok.
Bunun sebepleri:
Helal sertifikalı üretim altyapısının pahalı olması
Kuru mama teknolojisinin ciddi yatırım gerektirmesi
Ancak önemli bir nokta var:
Bunu tek başınıza yapmak zorunda değilsiniz.
Hoca, melek yatırımcılar ve startup kültürüne özellikle dikkat çekiyor. Doğru fizibilite ve sağlam bir planla yatırımcı bulmak mümkün.
8. Pet Diyetisyenliği ve Hücresel Tedaviler
Öne çıkan iki önemli niş alan daha var:
Pet diyetisyenliği ve klinik beslenme.
İnsanlarda diyetisyenlik nasıl hızla büyüdüyse, pet tarafında da büyük bir boşluk bulunuyor. Sahipler evde besleme yapıyor ama çoğu zaman bilimsel rehberlikten yoksun. Veteriner diyetisyenliği, özellikle büyük şehirlerde çok güçlü bir iş modeli olabilir.
Hücresel ve moleküler tedaviler.
PRP, kök hücre, ekzozom, immünoterapi, hedefli kemoterapi, DNA/RNA temelli yaklaşımlar… Türkiye’de bu alanlarda çalışan klinik sayısı oldukça az. Oysa bir hücresel tedavi merkezi kurmak, ciddi bir uzmanlık ve fark alanı yaratabilir.
9. Sağlık Turizmi + Pet Turizmi
Türkiye, insan sağlık turizminde zaten güçlü bir ülke. Hoca burada çok yenilikçi bir “kombine model” öneriyor:
Yurtdışından bir kişi estetik ya da tedavi için Türkiye’ye geliyor.
Aynı seyahatte kedisini veya köpeğini de yanında getiriyor.
Kendi işlemleri yapılırken, evcil hayvanını hayvan hastanesine bırakıyor.
Yaklaşık 10 gün içinde hem kendi tedavisi hem de petinin işlemleri tamamlanıyor.
Üstelik Avrupa’da ödeyeceği ücretin üçte biri maliyetle.
Antalya’da bir kliniğin bu modeli uygulamaya başladığı bile söyleniyor.
Bu yaklaşım, geleceğin yüksek gelirli müşteri kanallarından biri olmaya aday.
Kapanış: “Bütün mümkünlerin kıyısındasınız.”
Konuşmanın finali, umut ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir çağrıydı:
Önce kendinizi tanıyın.
Nasıl bir hayata ihtiyacınız olduğunu netleştirin.
Sonra o hayatı kurabileceğiniz alanı bilinçli şekilde seçin.
Klasik yolu izlemek zorunda değilsiniz.
Veterinerlik artık tek bir patika değil; yüzlerce farklı yol sunuyor.
Ve belki de en kritik cümle şuydu:
“Yıkandığınız suyla durulanmayın. Dünya değişti, siz de değişin.”
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Prof. Dr. Yücel Meral ile Kardiyolojik Aciller ve EKG Rehberi - Köpeğiniz Parkta Aniden Bayıldı mı?
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Yücel Meral Köpeğim Parkta Gezerken Birden Bayıldı! Kardiyoloji Acilleri” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veteriner Kardiyolojide EKG Korkusu: Sahada 30 Saniyede Hayat Kurtaran Bilgi
Veteriner hekimlikte bazı konular vardır; fakültede zor, karmaşık ve biraz da uzak görünür. Ancak sahaya çıkıldığında bu konular, en hızlı şekilde karşına çıkan gerçekliğe dönüşür. Kardiyoloji de bunlardan biridir. Çünkü kalp hastalıkları klinikte çoğu zaman yavaş ilerleyen süreçler gibi davranmaz. Bazen bir hasta gelir ve gerçekten sadece 30–40 saniyen vardır. Kalp atıyor mu, ritim ölümcül mü, müdahaleye nereden başlanmalı… Tüm bu sorular o kısa zaman diliminde cevaplanır.
Prof. Dr. Yücel Meral’in “Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar – 6. Oturum” başlıklı konuşması tam olarak bu sahneye odaklanıyordu. Kardiyolojiyi teorik bir bilgi yığını olarak değil, sahada refleks hâline gelmesi gereken bir klinik disiplin olarak ele aldı.
Konuşmanın ana mesajı oldukça netti:
“EKG olmadan kalbi muayene ettim diyemezsin. Çünkü bazı geceler tek şansın EKG’dir.”
1. Kalp Bir “Pompa” Değil, Kendi Kendine Çalışan Bir Kas Sistemidir
Kardiyolojiye girişte ilk kırılması gereken yanlış algı şudur:
Kalp basit bir pompa değildir. Otonom sinir sistemi olan, kendi kendine çalışan, son derece karmaşık bir kas dokusudur. Dakikada 60–100 kez (bazı türlerde daha da hızlı) atarak tüm vücudun oksijen, besin ve atık dengesini sağlar.
Bu nedenle kalpteki küçük bir elektriksel bozukluk bile dakikalar içinde solunumu, dolaşımı ve beyni etkileyen ciddi bir çöküşe yol açabilir. Sahada bunu fark ettiğin an, kardiyoloji “zor bir ders” olmaktan çıkar; doğrudan hayatı ayakta tutan bir zemin hâline gelir.
2. Kardiyoloji Tek Cihazlık Bir Alan Değildir: “Bütüncül Kardiyoloji” Yaklaşımı
Prof. Dr. Meral burada çok net bir çerçeve çiziyor. Kalp muayenesi tek bir yöntemle tamamlanamaz. Her yöntemin cevap verdiği farklı bir soru vardır:
EKG: Elektriksel iletim ve ritim
Ekokardiyografi: Kalp yapısı, kapaklar, boşluklar ve akımlar
Radyografi: Kalp boyutu ve pulmoner etkiler
Anjiyografi / BT: Damar yapıları ve ileri görüntüleme
Hoca bu yaklaşımı “bütüncül kardiyoloji” olarak tanımlıyor. Çünkü gerçek klinik vakalarda çoğu zaman tek bir tuşa basmak yetmez; birden fazla değerlendirme aynı anda gerekir.
3. Acilde İlk Soru Şudur: “Kalp Atıyor mu?”
Baygın bir hasta kliniğe geldiğinde birçok yerde refleks olarak şu adımlar atılır:
“Röntgen çekelim, eko bakalım.”
Ancak hoca burada net bir uyarı yapıyor:
Zaman kaybettiren her adım, hayat kaybettirir.
Sahada en hızlı ve en kritik bilgi EKG ile elde edilir. Çünkü EKG sana saniyeler içinde şunları söyler:
Kalp atıyor mu?
Ritim düzenli mi, düzensiz mi?
Bu ritim ölümcül mü?
Ve çoğu zaman sadece bu bilgi bile seni doğru müdahaleye/plugin yönlendirir.
4. EKG Okumanın Korkusuz ve Sistematik Sırası
EKG’yi zor yapan şey çizgiler değil, bakış sisteminin olmamasıdır.
Prof. Dr. Meral, EKG’yi teorik kurallarla değil, sahada işe yarayan sabit bir okuma sırasıyla anlatıyor:
1. Ritim düzenli mi?
RR aralıkları eşitse ritim düzenlidir.
2. Kalp hızı kaç?
Düzenli ritimde büyük kare yöntemi:
3 büyük kare → 300 / 3 = 100 bpm
2 büyük kare → 150 bpm
1 büyük kare → 300 bpm
3. P dalgası var mı, her P’ye QRS geliyor mu?
Atriyum–ventrikül bağlantısını burada değerlendirirsin.
4. QRS geniş mi, dar mı?
Geniş QRS → ventriküler köken alarmı.
5. ST–T segmenti ne söylüyor?
ST yükselme/çökme → iskemi veya enfarktüs düşün.
T dalga değişiklikleri → elektrolit, oksijen ya da iletim bozukluğu uyarısıdır.
Bu sırayla bakan bir hekim için EKG, karmaşık bir çizim olmaktan çıkar ve klinik bir dile dönüşür.
5. “Killer Patterns”: Gördüğünde Düşünmeden Müdahale Etmen Gereken Ritimler
Seminerin en kritik bölümlerinden biri buydu. Hoca özellikle şu vurguyu yaptı:
“Bunlar öldürücü EKG paternleridir.”
Normal sinüs ritmi dışında şunları görüyorsan:
Ventriküler taşikardi
Ventriküler fibrilasyon
Atriyal flutter / fibrilasyon
Supraventriküler taşikardiler
Torsades de pointes
Asistol (düz çizgi)
Artık EKG bir tanı aracı değil, müdahale başlatma düğmesidir. Çünkü bu ritimlerin arkasından ölüm gelebilir.
6. İlk Hamle: Vagal Manevra
Veteriner pratikte sık konuşulmayan ama beşeri tıpta refleks hâline gelmiş bir adım vardır: vagal manevra.
Hoca bunu canlı örnekle gösteriyor. SVT’li bir hastada doğru uygulanan vagal manevra ile ritmin 180–200’lerden 90–100’e düştüğünü görmek mümkün.
Sahada en pratik yöntemler:
Karotis arter masajı / sıvazlama
Kedi, köpek, at ve sığırda uygulanabilir.
Okülokardiyak refleks
Göze 15–20 saniyelik hafif basınçla ritimde dramatik düşüş sağlanabilir.
Başarı oranı %30–40 bile olsa, o kritik dakikada bu yöntem en hızlı ve en ucuz şanstır.
7. Vagal Yetmezse: Sahada “Lidokain Refleksi”
Hoca burada tamamen sahadan konuşuyor:
“Ben en çok lidokaini seviyorum. Hemen yapıştırıyorum.”
Sebebi çok net:
Ucuz
Çoğu klinikte mevcut
Akut taşikardilerde hızlı yanıt verir
Bolus veya infüzyonla, monitör eşliğinde uygulandığında ritmin adım adım düşüşü canlı olarak izlenebilir.
Stabilizasyon sonrası diltiazem veya beta bloker gibi seçenekler gündeme gelir. Ancak kritik uyarı şudur:
Tansiyon takibi olmadan, körlemesine ilaç verilmez.
Hipotansiyon riski mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
8. Adenozin: “Kalbi Resetlemek”
Adenozin uygulamasını hoca esprili bir şekilde “Türk usulü aç–kapa” olarak tanımlıyor.
Çünkü yaptığı şey çok nettir:
SA–AV düğümünü 8–10 saniye kilitler
Kalp kısa süreli durur
Ardından sistem yeniden başlar
Amaç sinüs ritmine geri dönmektir. Yanıt alınamazsa doz basamaklanır. Hayvanlarda etki insandaki kadar öngörülebilir olmasa da, uygun vakada hayat kurtarıcıdır.
9. Defibrilatör Efsanesi: Sadece Asistol İçin Değil
Defibrilatörün tek görevi “durmuş kalbi çalıştırmak” değildir.
Asıl kullanım alanı:
Ventriküler fibrilasyon
Ağır taşikardiler
Doğru zamanda verilen doğru şok, birkaç saniye içinde hayatı geri getirebilir.
Ve klinikte cihazın olmaması çoğu zaman teknoloji eksikliği değil, hazırlıklı olma kültürünün eksikliğidir.
Kapanış: EKG’yi Bilmek, Sahada Yalnız Kalmamaktır
Bu oturumun sahaya bıraktığı en net gerçek şudur:
Kardiyoloji çok geniş bir alan olabilir ama EKG, bu alanın en hızlı hayatta kalma dilidir.
Bu dili az da olsa bilen bir hekim:
Bayılan hastada daha az panikler
Müdahaleyi zamanında başlatır
Hastayı “gözünün önünde kaybetme” riskini azaltır
Ve klinikte sorulabilecek en basit ama en hayat kurtaran soru şudur:
“Kalp şu anda ne yapıyor?”
Bu sorunun cevabını EKG’den okuyabilen hekim,
kardiyolojiyi korku alanından çıkarır ve refleks alanına taşır.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atabilirsiniz.
Veteriner Hekim Batuhan Nathur ile Evcil Hayvanlarda Ozon Tedavisi
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Veteriner Hekim Batuhan Nathur ile – Evcil Hayvanlarda Ozon Tedavisi” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veteriner Hekim Batuhan Natur’un seminerinde hem ozonun bilimsel temelini hem de klinikte nasıl “doğru ve güvenli” kullanılması gerektiğini dinledik. Konuşmanın omurgası şu iki cümlede toplanıyordu:
Ozon, “oda ozonlama / hava dezenfeksiyonu” değildir. Medikal kullanım tamamen farklıdır.
Doz her şeydir. Doz doğruysa şifa, yanlışsa toksisite.
Ozon Nedir? Neden “Medikal Ozon” Deniyor?
Ozon (O₃), üç oksijen atomundan oluşan ve güçlü oksitleyici özellik taşıyan bir gazdır. Kararsız yapısı nedeniyle hızla O₂’ye dönüşür ve bu sırada serbest oksijen atomu açığa çıkarır. Ozonun biyolojik etkilerinin temelinde bu serbest oksijen bulunur.
Öne çıkan özellikleri:
Keskin bir kokusu vardır (şimşekli yağmur sonrası oluşan “toprak kokusu” gibi).
Oksijene göre suda yaklaşık 10 kat daha fazla çözünür.
Yarılanma ömrü kısa olduğu için oda sıcaklığında 20–30 dakika içinde etkisini kaybeder.
📌 Bu nedenle ozon önceden hazırlanıp bekletilmez; uygulamadan hemen önce hastanın yanında hazırlanır.
En kritik güvenlik bilgisi:
Ozonun uygulanamayacağı tek bölge solunum yolu ve akciğerlerdir. İnhalasyon (soluma) toksiktir.
Kısaca Tarihçe
1839: Ozonun keşfi
1840’lar: Ameliyathane dezenfeksiyonlarında kullanım
1. Dünya Savaşı: Gangren tedavisinde önemli rol
Günümüzde medikal ozon yaklaşımının önemli öncülerinden biri: Bocci
Medikal Ozon Jeneratörü Şart! (Sanayi Tipi Cihazlar Riskli)
Batuhan Natur’un özellikle vurguladığı noktalardan biri şuydu:
✅ Medikal ozon için mutlaka medikal cihaz kullanılmalıdır.
❌ Sanayi tipi veya konsantratör/hava bazlı ozon cihazları uygun değildir.
Neden?
Havadan ozon üretildiğinde nitrojen oksit türevleri oluşabilir. Bu maddeler solunum yolu ve sistemik toksisiteye yol açabilir.
Medikal cihaz nasıl olmalı?
Medikal oksijen tüpü ile çalışmalı.
Doz aralığı kontrollü olmalı.
Güvenli konsantrasyon aralığı:
✅ 1–80 gama (µg/ml)
Tehlike noktası:
Sanayi cihazları gramlarla çalışır → bu, ölümcül dozlara kadar çıkabilir.
📌 Cihaz kalibrasyonu da çok önemli:
±1 gama sapma kabul edilebilir. Üzeri risklidir. Bu yüzden yıllık bakım ve kalibrasyon şarttır.
Ozon Vücutta Nasıl Etki Eder?
Ozon kana verildiğinde iki temel “haberci” oluşur:
ROS (Reaktif Oksijen Türevleri)
LOP (Lipit Oksijen Türevleri)
Bu maddeler hücre içinde NRF2 yolunu aktive eder ve antioksidan savunma genlerini devreye sokar.
✅ Ozonun temel etkileri
Kontrollü oksidatif stres oluşturur
→ Vücudu antioksidan savunmaya geçirir.
Dolaşımı ve oksijenlenmeyi artırır
Hemoglobinden oksijen ayrılmasını kolaylaştırır → dokular daha iyi oksijenlenir.
Endotel üzerinden nitrik oksit salınımı artar → mikrosirkülasyon güçlenir.
Bağışıklığı modüle eder (doza bağlı!)
Düşük doz → bağışıklık aktivasyonu, antioksidan güçlenme
Yüksek doz → sitokin baskılanması, immün süpresyon
Doku onarımını destekler
Kolajen sentezini artırır → yara iyileşmesi hızlanır
Mitokondride ATP üretimini artırır → genel iyilik hali artabilir
Doz Mantığı (Seminerin En Kritik Bölümü)
Batuhan Natur dozları klinik olarak şöyle kodladı:
10–20 gama: Oksijenizasyon, doku iyileşmesi, kangren/iskemi desteği
20–30 gama: Genel iyileşme dozu, organ hasarı, toparlama
40–50 gama: Antiviral / antimikrobiyal, otoimmün-alerjik tablolar
60–70 gama: Ağır viral yük + akut rektal kanama durdurma
>80 gama: Sitotoksik → kullanılmaz
📌 Kanser vakaları:
Hoca kendi pratiğinde genellikle 10 gama kullanıyor, 20 gama üstüne çıkmıyor.
Ozonun Uygulama Yöntemleri
Ozon, akciğer dışında pek çok yolla uygulanabilir.
Majör Otohemoterapi (Kan Ozonlama)
50–250 ml kan alınır
Aynı hacimde ozon gazıyla karıştırılır
Hemen IV geri verilir
8–15 seans gerekir (haftada 2–3 kez)
Kullanım alanları: enfeksiyonlar, dolaşım bozuklukları, kanser desteği, otoimmün hastalıklar, organ yetmezlikleri, diyabet.
Dikkat edilmesi gerekenler:
Ozon dayanıklı set/enjektör kullanılmalı (cam/teflon/silikonize).
Plastik enjektör ve normal serum seti → mikroplastik salınımı riski.
Rektal İnsuflasyon (Sistemik ve Pratik)
Küçük hayvanlarda en pratik sistemik yöntemlerden biridir.
Majör otohemoterapiye göre daha fazla seans gerekebilir.
Hacimler:
Kedi: 20–30 ml
Küçük köpek: 30–60 ml
Orta–büyük: 60–150 ml
📌 Hızlı uygulama veya yüksek hacim → kolon distansiyonu/yırtılma riski.
Minör Otohemoterapi (“Ozon Aşısı”)
2–10 cc kan alınır
Aynı hacimde ozonla karıştırılır
SC/IM uygulanır
Spesifik olmayan “immün destek” gibi düşünebilirsiniz.
Alerjiler, viral hastalıklar ve dermatolojik otoimmün tablolar için tercih edilebilir.
Torba/Kupa Ozonlama (Lokal)
Özellikle kronik/enfekte yaralarda uygulanır.
Yara ve torba içi ıslatılır (ozon kuru zeminde etkisiz)
Torba vakumlanır
Ozon verilir ve 15–20 dk beklenir
Doz stratejisi:
Enfekte faz: 70–80 gama
İyileşme fazı: 20–30 gama
Lokal Enjeksiyonlar
Kas içine, yara çevresine, paravertebral bölgeye ya da akupunktur noktalarına uygulanabilir.
Genelde 10–20 gama ve küçük hacimler (0.1–0.3 ml) kullanılır.
Eklem içi uygulamalar:
OA, artrit, menisküs problemleri gibi durumlarda kullanılabilir.
Akut tabloda önce ozon, sonra PRP öneriliyor.
PRP + ozon kombinasyonunda PRP etkinliği artabilir.
Disk İçi / Foraminal Ozon (Nörolojide Dikkat Çeken Bölüm)
Seminerin en ilgi çekici kısmı buydu.
Ozon disk içinde:
inflamasyonu azaltabilir
suyu uzaklaştırarak disk hacmini küçültebilir
ağrıyı azaltabilir
Hoca; paraplejik köpeklerin günler-haftalar içinde yürümeye başladığı vakalar paylaştı.
Protokol:
İlk adım: paravertebral / foraminal ozon
3–5 gün yanıt yoksa → disk içi ozon (genel anestezi + skopi)
Ozon Nerelerde İşe Yarar?
Veteriner kliniklerde kullanım alanları oldukça geniş:
Parvo, distemper gibi viral hastalıklar
Atopik dermatit, kronik otitis, yara tedavileri
OA, tendon ve menisküs problemleri
Disk hernisi, epilepsi desteği
Diyabetik yaralar ve kangren
Böbrek/karaciğer yetmezliği desteği
Otoimmün-romatizmal hastalıklar
Mastitis, endometritis gibi jinekolojik enfeksiyonlar
“Serum Ozonlama” Hakkında Kritik Uyarı
Seminer sonunda Batuhan Natur’un özellikle altını çizdiği bir konu vardı:
❌ İzotonik/serum ozonlama gerçek ozon tedavisi değildir.
Ozon izotonikle reaksiyona girince sodyum hipoklorit oluşur.
Bu da biyolojik değil, kimyasal (çamaşır suyuna benzer) bir uygulamaya dönüşebilir.
Sonuç: Ozon “Alternatif” Değil; Doğru Kullanılırsa Güçlü Bir Klinik Araç
Ozon tedavisinin etkisi, doğru koşullar sağlandığında çok güçlü olabilir:
✅ Doğru cihaz + doğru doz + doğru malzeme ile ozon;
enfeksiyonu kırabilir
dolaşımı destekleyebilir
rejenerasyonu hızlandırabilir
ağrıyı azaltabilir
bağışıklığı dengeleyebilir
❌ Yanlış cihaz veya kontrolsüz doz ile ise;
toksik olabilir
faydadan çok zarar getirebilir
Seminerin klinik özeti tam olarak şuydu:
“Ozon her derde deva değildir, ama doğru protokolde birçok derde ciddi destek olur.”
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Veteriner Hekim Batuhan Elifoğlu ile Kedi ve Köpeklerde Ağız ve Diş Sağlığına Giriş Anatomi, Dental Charting ve COHAT
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Veteriner Hekim Batuhan Elifoğlu/Kedi ve Köpeklerde Ağız ve Diş Sağlığına Giriş: Anatomi, Dental Charting ve COHAT” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Bir mama markasından fazlası: Kito’nun “sağlıklı mama ekosistemi”
Oturum, Kito’nun kurucu ortağı Alper Bey’in sahneye davet edilmesiyle açıldı. Daha ilk dakikalarda net bir çerçeve çizildi: Kito kendini bir mama markasından çok, evcil hayvanların daha uzun ve daha sağlıklı yaşamasını sağlayacak bir beslenme ekosistemi olarak konumluyor.
Güçlü noktalar:
Et kontrolü Kito’da.
Kuzu ve dana etleri kurucu ortakların Karkas Çiftliği’nde antibiyotiksiz ve GDO’suz üretiliyor. Tavuk, hindi, somon gibi diğer hammaddeler ise Kito tarafından standardı belirlenerek tedarik ediliyor. Yani “ne giriyorsa Kito biliyor” yaklaşımı.
Üretim gücü büyük partnerlerde.
Dardanel hem yatırımcı hem üretim partneri. Taze ürünlerin sterilizasyonu ve raf ömrü sağlayan teknoloji (otoklav) Dardanel’in hazır yemek/deniz ürünlerindeki know-how’ından geliyor.
Kito’nun büyüme hikâyesi de kronolojik bir şekilde anlatıldı. Başlangıçta taze mama üretmek istiyorlar ama Tarım Bakanlığı izin süreci uzayınca önce kuru mama ve ödül ürünleriyle giriyorlar pazara. Ardından taze mama hattı geliyor; ilk üretim kendi mutfaklarında, donuk sevkiyat modeliyle aylık 5 ton kapasite. Ölçeklenme ihtiyacı doğunca Dardanel ortaklığıyla büyük üretim hattına geçiliyor. Sonra vitaminler, ihracat ayağı (Rusya distribütörü, Dubai şirketi) ve bugün gelinen nokta: 52 ürünlük bir aile.
Kito Fresh: “İnsan standardında taze mama” nasıl iki yıl dayanıyor?
Sunumun yıldızı açık ara Kito Fresh serisiydi. Alper Bey bunu “taze,doğal ve insan standardında içerikler” diye tarif etti. İçerik listesi neredeyse bizim mutfak alışverişimiz gibi: bal kabağı, havuç, elma, bezelye, brokoli; proteinde ise kuzu, dana, tavuk, balık seçenekleri.
Burada akla gelen doğal soru şu:
“Taze mama oda sıcaklığında 24 ay nasıl bozulmuyor?”
Cevap basit ama kritik: Ürünler Dardanel’in kullandığı otoklav sterilizasyon teknolojisi ile mikrobiyal üremeye neden olacak organizmalardan arındırılıyor. Paket açılana dek hava ile temas olmadığı için de bozulma riski doğmuyor. Böylece hem pratik hem yüksek raf ömürlü bir taze mama modeli ortaya çıkıyor.
Bir başka altı çizilen nokta fiyat segmenti oldu. Kito Fresh “tam yem” olarak tek başına beslenmeye uygun; fakat pahalı bir ürün. Türkiye koşullarında Kito’nun önerisi: kuru mamayla karıştırarak bütçeye göre hibrit besleme. Hatta web sitelerinde gramaj hesaplayan bir algoritma var; hayvanın yaşı, kilosu, cinsi girilerek günlük miktar öneriliyor.
Sunumda dünya trendi de hatırlatıldı: ABD ve Avrupa’da Nestlé ve Mars gibi devler taze mama yapan markalara yatırım yapıyor. Bunun arka planında, taze içerik tüketen evcil hayvanlarda kanser riskinin azalması ve hücresel yenilenme üzerine olumlu etkileri gösteren çalışmalar olduğu vurgulandı.
Kliniklere özel seri: “İnternette yok, sadece veterinerde”
Veteriner hekimliği öğrencilerinin yoğun olduğu bir zirvede en merak edilen soru klinik tarafına geldi:
“Yarın kendi kliniğim olacaksa neden Kito’ya yer vereyim?”
Alper Bey burada net konuştu:
KitoFresh’in Veteriner Serisi sadece kliniklerde bulunacak, internette satılmayacak. Bu, klinikler için iki anlam taşıyor:
Ticari olarak korunmuş bir ürün gamı (internet rekabeti yok).
Güven algısı yüksek bir alternatif (içerik şeffaflığı ve hikâye sahiplenme).
“Biz Neslé ya da Mars değiliz, ama duygusal ve güvene dayalı bir alanda kliniklere gerçek bir değer sunabiliriz” cümlesi günün en akılda kalanlarından biriydi.
Günün ikinci yarısı: Veteriner diş hekimliğiyle yüzleşmek
Sponsor bölümünden sonra sahne Batuhan Elifoğlu’na geçti. Konu başlığı kulağa “giriş” gibi gelse de içerik tam bir klinik rehberdi:
Kedi ve köpeklerde ağız–diş sağlığı, anatomi, dental charting ve QUAT/COHAT protokolü.
Elifoğlu’nun yaklaşımı baştan netti:
“Normal dokuyu bilmeden anormali yorumlayamazsınız.”
Bu yüzden önce kafa tiplerinden başladı.
Kafa tipleri neden bu kadar önemli?
Klinikte üç temel kafa tipiyle karşılaşıyoruz:
Mezosefalik: Labrador, Golden, tekir kediler… standart referans.
Brakisefalik: Pug, French bulldog, Boxer… oral hastalıkların zirve yaptığı grup.
Dolikosefalik: Collie gibi uzun burunlu ırklar.
Brakisefalik ırklarda diş sayısı aynı, ama çene kısaldığı için dişler sıkışıyor, rotasyona uğruyor, aralarda plak ve tartar birikimi artıyor. Sonuç: dışarıdan “normal görünen” bir ağızda bile derinde ciddi periodontal kayıplar.
Yaylı ağız açıcı uyarısı (çok kritik)
Elifoğlu’nun altını kalın kalın çizdiği noktalardan biri şuydu:
Kedilerde yaylı ağız açıcı kullanımı ciddi eklem hasarı ve hatta körlükle sonuçlanabilir.
Uzun süre açık kalan çenede maksiller arter basıya uğrayabiliyor; retina ve beyin kanlanması bozulabiliyor. O yüzden pasif, dışarıdan baskı yapmayan aparatlar öneriliyor.
Triadan sistemi: Dişleri konuşabilmenin ortak dili
Dental charting’e geçmeden önce pozisyonel terminoloji ve Triadan numaralandırma sistemi anlatıldı.
Kabaca:
Ağız dört kuadran: 100–200–300–400
Süt dişleri: 500–600–700–800
Köpeklerde 42 kalıcı, 28 süt dişi
Kedilerde 30 kalıcı, 26 süt dişi
Bu sistem, “sağ üst kanin” gibi göreli tanımlar yerine tek hamlede doğru dişi tarif etmeyi sağlıyor.
Dental charting: Ayık hayvana yapılmaz
Charting, aslında tam ağız muayenesinin kayıt altına alınması.
Ama bunun bir şartı var:
Dental charting mutlaka entübasyon altında, genel anesteziyle yapılır.
Ayık hayvanda doğru sondalama, doğru ölçüm ve kayıt mümkün değil. Elifoğlu, “four-handed rule”u hatırlattı: Bir hekim ölçümleri söyler, asistan not eder. Bu hem süreyi kısaltıyor hem hata riskini azaltıyor.
Charting sırasında sırayla şunlar yapılıyor:
Entübasyon öncesi maloklüzyon kontrolü
Eksik diş / kitle kontrolü
Periodontal sondalama (en az 4 açı)
Tedavi planı + uygulama notları
İşlem sonrası kayıt ve fotoğraflama
Periodontal indeksler: “Çekim mi, tedavi mi?”
En klinik bölüm burasıydı. Periodontal hastalıklar evrelere ayrılıyor:
Stage 0: normal
Stage 1: gingivitis, ataşman kaybı yok
Stage 2: < %25 ataşman kaybı
Stage 3: %25–50 kayıp, kökler görünür
Stage 4: > %50 kayıp, ileri mobilite → çoğu diş çekim endikasyonu
Buna ek olarak:
Diş taşı indeksi (CL1-3)
Furkasyon evreleri (1-3)
Mobilite derecesi (0-3)
Kedilerde sık görülen resorpsiyon indeksi (TR1-5)
Kırık sınıfları
gibi kayıtlar charting formuna işleniyor.
QUAT / COHAT: Altın standart protokol
Elifoğlu’nun “diş operasyonu böyle yapılır” dediği bölüm QUAT/COHAT protokolüydü. Özetle:
Preop değerlendirme (ASA, test, onam)
Entübasyon
Faringeal paket (aspirasyon riskini azaltmak için)
Antiseptik
Lokal sinir blokları
Supra/subgingival diş taşı temizliği
Dental charting + tedavi
Polisaj (≤3000 RPM, uygun pasta)
Post-op radyografi
Güvenli ekstübasyon
Evde bakım eğitimi ve 6 aylık kontroller
En sade haliyle mesaj şu:
“Standardı atlarsanız, tedavi şansını atlarsınız.”
Kapanış: Aynı gün, aynı hedef
Bu oturumun güzel tarafı şuydu:
Bir tarafta “beslenme ile sağlığı nasıl uzatırız?” sorusuna yatırım yapan bir marka; diğer tarafta “klinikte diş–ağız sağlığını nasıl doğru yönetiriz?” sorusunun altın standartları.
İkisi de aynı yere bakıyor aslında:
Evcil hayvanlarda kaliteli yaşamı uzatmak.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Arş. Gör. Dr. Ebuderda Günay ile – Tavşanlarda Gastrointestinal Staz/Obstruksiyon Tanı ve Tedavi
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Arş. Gör. Dr. Ebuderda Günay ile – Tavşanlarda Gastrointestinal Staz/Obstruksiyon Tanı ve Tedavi” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Tavşanlarda Gastrointestinal Sendrom: Sessiz Başlayan, Hızlı Büyüyen Bir Klinik Sınav
Egzotik hayvan hekimliğinde bazı hastalıklar vardır ki, “çok sık geliyor ama hâlâ yeterince ciddiye alınmıyor.” Tavşan gastrointestinal sendromu (GI staz / obstrüksiyon) tam olarak böyle bir tablo. Kliniklere gelen tavşanların dörtte biri bu şikâyetle kapıyı çalıyor. Üstelik çoğu zaman problem “bir anda” başlamıyor; yanlış besleme, diş sorunları, stres ve dehidrasyon gibi küçük taşlar üst üste konuluyor ve 2–3 yıl içinde büyük bir klinik krize dönüşüyor.
Hocamız bu sendromu tavşan anatomisinden başlayıp güncel tedavi yaklaşımına kadar çok net bir hat üzerinde anlattı. Konuşmanın ana mesajı şuydu:
“Tavşanda bağırsak durursa, her şey durur. Erken yakalarsan kurtarırsın, geç kalırsan yarış zorlaşır.”
Tavşan Kemirgen Değil, Logomorf: Her Şeyi Buradan Başlıyor
Tavşanlarda GI sendromu anlamak için ilk doğru bilgi şudur: Tavşan kemirgen değildir. Logomorf sınıfındadır ve sindirimi kemirgenlerden ciddi şekilde farklıdır.
Pet shop’larda kemirgen yemleriyle aynı rafta satılan “tavşan yemleri” bu yüzden kronik felaket çıkarır. Çünkü tavşan sindirimi:
yüksek lif + yoğun fermantasyon üzerine kurulu bir sistemdir.
Bu sistem bozulduğunda da en hızlı çöken yer bağırsak motilitesidir.
Sindirim Sisteminin Kalbi Sekumdur
Tavşan sindirim sistemine baktığınızda gözünüze ilk çarpan şey devasa sekumdur:
Sindirim sistemi hacminin %40’ını tek başına oluşturur.
Fermantasyon burada olur.
Enerji büyük oranda uçucu yağ asitlerinden (asetat, bütirat, propiyonat) gelir.
K vitamini, B vitaminleri ve mikrobiyal protein sentezi burada yapılır.
Sekum florası bozulursa (disbiyozis):
gaz oluşur,
toksin artar,
enerji üretimi düşer,
bağırsak durgunluğu başlar.
Yani GI sendromun temel zemini sekumda atılır.
Tavşan Kusamaz: Bu Küçük Detay Büyük Klinik Sonuç Doğurur
Mide girişindeki güçlü kardiak kas yüzünden tavşan kusamaz.
Bu ne demek?
Operasyon öncesi aç bırakmak çoğu zaman gerekmez.
Ama mide–bağırsak yolu bir kez tıkanırsa, içerik geri çıkamaz.
Şişen mide hızla hayvanı kötüleştirir.
Ayrıca mide pH’ı çok düşük (1–2) olduğu için:
sıradan probiyotiklerin çoğu midede ölür,
tavşanda probiyotik kullanımı bu yüzden tartışmalıdır.
Sekotrof Gerçeği: “İshal Sanılan Normal” ve Sahip Hatası
Tavşan dışkısı iki tiptir:
Normal pelet dışkı (sert, zeytin çekirdeği gibi)
Sekotrof (yumuşak, kokulu, mukuslu; anüste yapışıp tekrar yenir)
Sahipler çoğunlukla sekotrofu “ishal” sanıp panikle kliniğe gelir.
Burada hekimin yapması gereken:
“Sert pelet dışkıyı gördünüz mü?” diye sormak.
Eğer pelet dışkı çıkıyorsa, hayvan ishal değildir.
Sorun çoğu zaman diyet + obezite + sekotrofu yiyememe problemidir.
Bunu doğru anlatmak, gereksiz antibiyotik ve yanlış mama döngüsünü bitirir.
Diyet = Bu Sendromun Birinci Sebebi
Seminerin belki de en net çizgisi buydu:
Tavşanın diyetinin %85–90’ı kuru ot olmalı.
Altın oran:
%85 kuru ot (yonca / çayır otu vb.)
%10 yeşillik
%5 pelet yem
Kuru otun rolü sadece beslenme değil:
dişlerin törpülenmesi,
bağırsak motilitesi,
sekum florasının dengesi için de şart.
Yüksek karbonhidrat + düşük lif diyetlerde:
klostridyum türleri artar,
toksin ve gaz üretir,
sindirim ağrısı + iştahsızlık başlar,
bağırsak yavaşlar ve durur.
GI sendromu pratikte çoğu kez “yıllarca yanlış beslenen hayvanın patlamasıdır.”
Risk Faktörleri: Sendromun Neden “Tek Sebebi Yok”?
Tavşan gastrointestinal sendromu multifaktöriyel bir sendrom:
Lif eksikliği / yanlış diyet
Diş hastalıkları
Stres ve çevresel değişiklikler
Ağrı ve diğer sistemik hastalıklar
Dehidrasyon
Trikobezoar (tüy yumağı) birikimi
Burada kritik nokta şu:
Trikobezoar sebep değil sonuçtur.
Bağırsak yavaşlayınca tüyler birleşir, yumak olur ve tıkar.
Yani “tüy yumağı gördüm, sorun buymuş” demek tabloyu eksik okumaktır. Asıl sorun motilite kaybıdır.
GI Staz mı, Obstrüksiyon mu? Ayırmak Hayat Kurtarır
Tavşanda iki temel tablo var:
GI Staz: motilite yavaşlar/durur ama tam tıkanıklık yoktur.
Obstrüksiyon: mekanik tıkanma vardır (tüy yumağı, yabancı cisim vb).
Ayırım yolu:
Palpasyon + radyografi.
Röntgende:
Stazda mide hamur kıvamında, dolu ama “gaz-sıvı seviyeleri” net değildir.
Obstrüksiyonda mide devleşmiş, içinde belirgin gaz + sıvı seviyesi vardır. (Hoca bunu “haşlanmış yumurta görüntüsü” diye tarif ediyor.)
Ayrıca obstrüksiyon yeri sınıflandırılır:
proksimal (mide çıkışı)
distal (ince bağırsak sonu)
kolon (çok nadir)
Bu sınıflama tedavi kararını belirler.
Klinik Alarm Bulguları: Ne Zaman Prognoz Kötüleşir?
Vücut ısısı 36.6°C altına düşerse mortalite riski artar.
Kan şekeri 300–360 mg/dl üzerindeyse obstrüksiyon lehine güçlü bulgudur.
444 mg/dl üzeri kritik eşik: prognoz ciddi kötü.
Önemli bir not:
Tavşanda yüksek glikoz “şeker hastalığı” demek değildir. Stres ve obstrüksiyonda glikoz zaten fırlar. Bu bir metabolik alarmdır.
Güncel Tedavi Paradigması: Önce Medikal, Sonra Cerrahi
Eski yaklaşım: “Hemen ameliyat et.” Yeni yaklaşım (2024–2025 literatürü): Önce agresif medikal tedavi, yanıt yoksa cerrahi.
Medikal tedavinin omurgası:
Rehidrasyon
günlük 100 ml/kg sıvı
gerekirse SC, çoğunlukla IV
Ağrı kontrolü
meloksikam
butorfanol
Gaz giderme
simetikon
Zorla besleme (hepatik lipitoz önleme)
Critical Care / Oxbow tarzı yoğun bakım mamaları
Prokinetik destek
metoklopramid etkisi tartışmalı ama kullanılabilir
Lidokain / FLK protokolü
lidokainin motiliteyi ciddi artırdığı gösterilmiş
FLK (fentanil-lidokain-ketamin) güçlü ama fentanil erişimi zor
pratikte lidokain + ketamin + opioid kombinasyonları iş görüyor
Medikal tedavinin başarı oranı birçok çalışmada %80–90.
Cerrahi Ne Zaman? Ve Neden Hep Riskli?
24–48 saat medikal tedaviye rağmen:
glikoz düşmüyorsa
röntgende ilerleme yoksa
klinik düzelme başlamıyorsa cerrahi düşünülür.
Ama cerrahinin gerçekliği net:
Sağ kalım oranı ortalama %47 civarı.
Operasyon sonrası bakım kötüyse bu oran daha da düşer.
O yüzden hoca özellikle şu prensibi vurguluyor:
“Tıkanıklığı ilerletmek, bağırsak kesmekten iyidir.” Mümkünse kitleyi mideye/sekuma itip oradan boşaltmak tercih edilir.
Kapanış: Tavşanda GI Sendrom = “Besleme + Motilite” Savaşıdır
Bu seminer bize tavşan hekimliğinin en kritik dersi şunu yeniden hatırlattı:
Tavşan bağırsakları durmayı sevmez.
Lif yoksa → flora bozulur → gaz artar → ağrı başlar → motilite durur → trikobezoar tıkar.
Erken yakalanırsa medikal tedaviyle büyük oranda çözülür.
Geç kalınırsa cerrahi bile sonucu garanti etmez.
Bu yüzden tavşan hastasında en basit ama en hayati cümle şudur:
“Ne yiyor, ne kadar su içiyor ve dışkısı nasıl?”
Cevabı doğru okuyabilen hekim, bu sendromu daha başlamadan bitirir.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Veteriner Hekim Yusuf Sefa Dedeoğlu: Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Veteriner Hekim Yusuf Sefa Dedeoğlu/Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması: Klinik Pratik İçin Yol Haritası
Veteriner hekimlikte böbrek hastalıkları, özellikle kedi ve köpeklerde en sık karşılaştığımız iç hastalıkları problemleri arasında. Ultrasonografi ise bu hastalıkların tanı ve takibinde hem pratik hem de oldukça güçlü bir araç. Ancak ultrasonun gerçek değeri, tek başına bir “tanı koyma aracı” olmaktan çok, klinik tablo ve laboratuvar verileriyle birlikte yorumlandığında ortaya çıkıyor.
Ultrasonografi Böbrek Hastalıklarında Neden Bu Kadar Önemli?
Kedi ve köpeklerde böbrek hastalıklarının görülme sıklığı yaklaşık %10–15 civarında. Ultrasonun duyarlılığı özellikle kronik böbrek hastalığında çok yüksek; morfolojik değişikliklerin %86’sı ultrasonla yakalanabiliyor. Akut böbrek hasarında bu oran %70–75 seviyesinde, doppler ve rezistif indeks de işin içine girdiğinde çok daha net değerlendirme yapılabiliyor.
Ultrasonun avantajları ise oldukça belirgin:
Non-invaziv ve ağrısız
Tekrarlanabilir
Kolay uygulanabilir
Biyopsi öncesi yol gösterici
Klinik süreçte hızlı ve güvenilir bilgi sağlayan bir yöntem
Doğru Cihaz – Doğru Prob – Doğru Ayar
Ultrason değerlendirmesinin başarısı yalnızca operatöre bağlı değil; cihaz ve prob seçimi de kritik önemde.
Prob tercihleri:
Köpeklerde mikrokonveks/konveks prob (genelde 5–8 MHz)
Lineer prob (özellikle böbrek detayını en iyi veren prob; 7–12 MHz)
Teknik ayarlar:
Fokus hattı böbrek korteksi üzerine alınmalı
Gain (kontrast) ayarı karaciğer ekojenitesine dengeli şekilde ayarlanmalı
Derinlik böbreğin tamamı kadraja girecek şekilde ayarlanmalı
Böbreğin Normal Sonografik Anatomisi
Patolojik bir görüntüyü anlayabilmenin ilk adımı, normal anatomiyi iyi bilmektir.
Normal böbrek ultrasonunda:
Korteks orta ekojeniteye sahiptir (karaciğerden daha hiperekoik, dalaktan daha hipoekoik)
Medulla daha hipoekoik görünür (korteksten daha koyu)
Korteks/medulla oranı yaklaşık 1.5
Pelvis çoğunlukla anekoik
Sağ ve sol böbrek boyutları simetrik olmalı (fark 0.3 cm’den fazla olmamalı)
Ekojenite sıralamasını akılda tutmak çok önemli:
Karaciğer < Böbrek korteksi < Dalak Artefaktları
Patoloji Sanmayın
Üriner sistem ultrasonunda görebileceğimiz birçok artefakt bize tanıda yardımcı olur. Ancak bazıları fizyolojik olabilir.
Öne çıkan artefaktlar:
Akustik gölge: taş/mineralizasyon için çok kıymetli bulgudur
Posterior güçlenme: sıvı/kist lehine yorumlanır
Twinkle artefact (color twinkling): doppler açıldığında taş üzerinde renkli parazitlenme görülmesi, taş tanısında %90 doğrulukta patognomoniktir
Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) Ultrason Bulguları
KBH denince aklımıza gelen en önemli sonografik değişiklikler:
Böbrek boyutunda küçülme
kedide genelde <3 cm
küçük köpekte <5.5 cm
Konturlar düzensiz (fibrozis nedeniyle)
Korteks hiperekoik (fibrotik doku artışı)
Korteks–medulla ayrımı silinmiş
Küçük anekoik kistler (<5 mm) görülebilir
Rezistif indeks artmış olur
Kortikal incelme belirgindir
Akut Böbrek Hasarı (ABH) Ultrason Bulguları
Akut süreçte böbrek morfolojisi kronikten tamamen farklı davranır:
Böbrek boyutu artar (~0.35 cm kadar büyüme)
Korteks hipoekoik görünür (ödem nedeniyle daha koyu bir görüntü)
Korteks–medulla ayrımı korunur
Bazen perirenal sıvı eşlik edebilir
Dopplerde hiperperfüzyon görülebilir
Rezistif indeks normal veya düşük çıkar
Akut süreç kronikleşirse (fibrozise dönerse) görüntü tersine dönebilir.
Akut–Kronik Ayrım Tablosu (Pratik Özet)
Bulgular
Akut Böbrek Hasarı
Kronik Böbrek Hastalığı
Boyut
Artmış
Azalmış
Korteks ekojenitesi
Hipoekoik
Hiperekoik
Korteks/medulla ayrımı
Korunmuş
Silinmiş
Rezistif indeks
Normal veya düşük
Yüksek
Klinik tablo
Ani azotemi, kusma
PDP, kilo kaybı, kronik semptomlar
İdrar densitesi
Normal/hafif düşük
Kesin düşük
Taş ve Obstrüksiyon Olgularında Bulgular
Taş/obstrüksiyon durumlarında dikkat edilecek başlıklar:
Renal pelvis genişliği >3 mm → hafif dilatasyon
5–10 mm ve üzeri → hidronefroz olarak değerlendirilir
Taşlar hiperekoik + akustik gölge + twinkle artefact verir
Üreter dilatasyonu >2.5 mm ise obstrüksiyon lehinedir
Obstrüksiyon uzarsa korteks kalınlığı azalır
Rezistif İndeks (RI): Neden Önemli?
RI böbreğe gelen ana kan akımına karşı damar direncinin bir ölçümüdür.
Formül temel olarak:
RI = (PSV – EDV) / PSV
Normal değerler:
Kedi: 0.55–0.70
Köpek: 0.56–0.75
RI’nın yükseldiği durumlar:
obstrüksiyon
fibrozis
hipertansiyon
kronik böbrek hastalığı
RI’nın düştüğü durumlar:
inflamasyon
vazodilatasyon
akut süreçler
Önemli bir not: RI’daki %0.05 artış, GFR’de yaklaşık %15 düşüşle koreledir.
Klinik Pratikte En Sık Yapılan Hatalar
Böbrek ultrasonunda tanıyı zorlaştıran hatalar şunlar:
Referans organı kullanmamak (ekojeniteyi karaciğer/dalakla kıyaslamadan yorumlamak)
Tek böbreğe bakmak (mutlaka sağ–sol karşılaştırılmalı)
Mesane doluluğunu göz ardı etmek (pelvis ölçümünü yanıltabilir)
Artefaktları taş sanmak ya da tam tersi
Doppleri kullanmamak
Son Söz: Ultrason Tek Başına Yetmez
Ultrason böbrek hastalıklarında gerçek bir pusula. Ama tek başına “varış noktası” değil.
En doğru yaklaşım:
Klinik muayene
Laboratuvar verileri
İdrar analizi / UPC / SDMA
Ultrason bulgularının birlikte yorumlanması
Bu şekilde tanı doğruluğunu %90’ların üzerine çıkarabiliyoruz.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Köpeğinizin ve Kedinizin Kasesine Tazelik Katmanın Bilimi: Sebzeler, Et ve Kito Fresh Gerçeği
Evcil dostlarımız için en iyisini istememiz kadar doğal bir şey yok. Ancak “en iyi”nin ne olduğu konusunda artık çok daha fazla bilimsel veri ve çok daha fazla seçenek var. Özellikle de taze içerikli beslenme söz konusu olduğunda…
Bugün size, Purdue University tarafından yapılan çarpıcı bir çalışmadan ve bu bulguların neden günümüzde Kito Fresh taze mama gibi seçenekleri daha kıymetli hâle getirdiğinden bahsedeceğim.
Bilim Ne Diyor? Purdue University Çalışması
2005 yılında Purdue Üniversitesi’nde İskoç Terrier’ler üzerinde yapılan bir araştırma, taze sebzelerin ticari kuru mamaya eklenmesinin mesane kanseri (transitional cell carcinoma) gelişimini önemli ölçüde yavaşlattığını veya önlediğini ortaya koydu. [Raghavan, Knapp, Bonney, 2005]
Çalışmada tüm köpekler kuru mama ile beslenmiş, ancak bir grubun mamasına haftada en az 3 kez çeşitli taze sebzeler eklenmişti.
Sonuçlar şaşırtıcı değil, fakat inanılmaz etkileyici:
Yeşil yapraklı sebze tüketen köpeklerde mesane kanseri gelişme riski %90 azaldı.
Sarı – turuncu sebze tüketen köpeklerde risk %70 azaldı.
Bu çalışmanın en kritik noktası, taze doğal gıdaların metabolik ve hücresel seviyede yarattığı koruyucu etkiyi bilimsel olarak göstermesiydi.
Kediler ve Köpekler: Et Temelli Ancak Bitkisel Desteğe İhtiyaç Var
Evet, kediler obligat etoburdur; yaşamlarını sürdürebilmeleri için mutlaka et temelli protein gerekir. Köpekler ise fakültatif etoburdur; asıl enerjiyi etten alırlar fakat gerektiğinde bitkisel kaynakları da metabolize edebilirler.
Ancak günümüz koşullarında, durum biraz değişti:
Endüstriyel hayvancılık → GDO’lu yemler
Tarım arazileri → pestisit, fungisit, herbisit yükü
Su ve toprak → ağır metal kalıntıları
Tüm bunlar, hayvansal ürünlerden gelen yükü artırıyor. Dolayısıyla taze, organik bitkisel gıdalar ve temiz et kaynakları artık eskisinden daha kritik.
Taze Gıdalar Neden Bu Kadar Fark Yaratıyor?
Taze sebze ve meyveler;
antioksidan,
fitokimyasal,
vitamin ve
lif
açısından son derece zengindir.
Bu içerikler yalnızca “vitamin” sağlamaz; aynı zamanda
hücresel onarımı destekler,
toksin atımını hızlandırır,
inflamasyonu azaltır
ve vücudu kansere karşı daha dirençli hale getirir.
İşte Bu Yüzden Kito Fresh: Gerçek Et + Gerçek Sebze + Gerçek Tazelik
Günümüzde pek çok pet ebeveyni, hem bilimsel bulgular hem de içgüdüsel olarak taze içeriklerle beslenmenin önemini fark etti.
Kito Fresh, tam da bu ihtiyaca yanıt veren bir yaklaşım sunuyor:
İnsan tüketimine uygun kaliteli et
Özenle seçilmiş taze sebzeler
Besin değerini koruyan hafif pişirme yöntemi
Hiçbir yapay katkı maddesi veya koruyucu içermemesi
Tüm bu özellikler, Purdue çalışmasının da desteklediği gibi, taze içeriğin sağlığa faydasını günlük beslenmeye yansıtıyor.
Tazelik Bir Lüks Değil, Bir İhtiyaç
Bilim artık açıkça söylüyor:
Taze içerik eklemek uzun vadeli sağlığı doğrudan etkileyen bir faktör.
Evcil dostlarımızın daha uzun, daha sağlıklı ve daha mutlu bir yaşam sürmesi için, kaselerine biraz tazelik eklemek büyük bir fark yaratıyor.
Ve Kito Fresh gibi seçenekler bu dönüşümü hem kolay hem de sürdürülebilir hale getiriyor.
Kaynak:
Deborah W. Knapp, José A. Ramos-Vara, George E. Moore, Deepika Dhawan, Patty L. Bonney, Kirsten E. Young, Urinary Bladder Cancer in Dogs, a Naturally Occurring Model for Cancer Biology and Drug Development, ILAR Journal, Volume 55, Issue 1, 2014, Pages 100–118, https://doi.org/10.1093/ilar/ilu018
www.kito.pet
Evde Mama Yapmak Ne Kadar Doğru?
Son yıllarda birçok köpek sahibi, evcil dostlarının beslenmesinde doğal ve katkısız seçeneklere yöneliyor. Yeni nesil köpek mamaları, malzeme kontrolü, tazelik ve “insan standardında beslenme” fikri nedeniyle giderek popülerleşiyor. Birçok insan da bu dönüşüme evde kendisi mama pişirerek ya da hazırlayarak uyum sağlıyor. Fakat yakın zamanda yapılan kapsamlı bir bilimsel çalışma, evde mama pişirme eğiliminin düşündüğümüz kadar güvenli olmayabileceğini ortaya koyuyor.
Ev Yapımı Mama Ne Kadar Dengeli?
1726 Ev Yapımı Diyet İncelendi; Araştırmacılar (Dog Aging Project / Texas A&M University – VirginiaMaryland College of Veterinary Medicine ortak çalışması), köpek sahiplerinin hazırladığı 1.726 ev yapımı mama tarifini besin değeri açısından analiz etti. Kullanılan malzemeler çeşitlilik gösterse de araştırmanın kritik bulgusu oldukça dikkat çekiciydi.
Tariflerin yalnızca %6’sı köpeklerin tam ve dengeli besin ihtiyacını karşılayacak potansiyele sahip.
Başka bir deyişle:
Ev yapımı mamaların %94’ü beslenme açısından yetersiz veya dengesiz.
Bu dengesizlikler özellikle şu alanlarda yoğunlaşıyor:
Kalsiyum–fosfor oranı bozuklukları
Vitamin eksiklikleri (A, D, E vb.)
Esansiyel yağ asidi yetersizliği
Eser mineral eksiklikleri
Enerji dağılımında uygunsuzluk
Bu eksiklikler uzun vadede kemik sağlığı, bağışıklık, metabolizma, deri-tüy yapısı gibi hayati sistemleri olumsuz etkileyebilir.
Neden Ev Yapımı Mama Eksik?
Ev yapımı tariflerin sorunlu olmasının temel nedeni, besin dengesinin basit ve sezgisel yöntemlerle sağlanamaması.
Malzemelerin doğal olması veya kaliteli görünmesi tek başına yeterli değil. Köpeklerin biyolojik ihtiyaçları insanlardan farklı ve bu ihtiyaçların profesyonel beslenme standardlarına göre hesaplanması gerekiyor.
Ayrıca köpek sahipleri tariflerde sık sık değişiklik yapıyor — malzeme miktarlarını azaltma, bazı malzemeleri “olsa da olur” diyerek çıkarma, farklı yağlar kullanma gibi küçük değişiklikler bile tarifi eksik hâle getirebiliyor.
Ev Yapımı Mama Hazırlamak İsteyenlere Ne Yapmalı
Araştırmacılar, ev yapımı mama tercih edenler için şu önerileri vurguluyor:
Mutlaka profesyonel beslenme uzmanı formülasyonuyla hazırlanmış tarifler kullanılmalı.
Tariflerde oynama besin dengesini bozabilir.
Gerekirse vitamin-mineral takviyesi planlanmalı.
Kronik hastalığı olan veya özel ihtiyaçlı köpeklerde ev yapımı mama çok daha riskli olabilir.
Peki Çözüm Ne?
Ev yapımı mama fikri çoğu zaman sevgi ve iyi niyetle başlıyor. Ancak iyi niyet, köpeğin biyolojik ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya yetmiyor. Dengeli ve güvenli bir beslenme planı için bilimsel reçeteler, doğru formülasyon ve profesyonel kontrol şart.
İşte bu noktada, özel formülasyonlarla hazırlanmış taze mamalar, ev yapımı mama tutkusunun risklerini ortadan kaldırabilen güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Kito Fresh Bu Tabloya Nasıl Uyuyor?
Kito Fresh taze mamalar, ev yapımı mama trendinin olumlu yanlarını (tazelik, doğallık, katkısızlık) alırken; bilimsel formülasyon gerektiren kritik noktaları profesyonel şekilde tamamlıyor.
Reçeteler beslenme uzmanı veteriner hekimler tarafından geliştiriliyor.
İçerik standardı insan gıda kalitesini hedefliyor.
Vitamin-mineral dengesi ve kalsiyum–fosfor oranı bilimsel olarak planlanıyor.
Koruyucu veya yapay katkı maddesi kullanılmıyor.
Bu nedenle Kito Fresh, hem doğal beslenme isteyen hem de köpeğinin tüm besin ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamak isteyen sahipler için, ev yapımı mamanın eksik bıraktığı noktaları tamamlayan güvenli ve dengeli bir seçenek sunuyor.
Kaynak:
O'Brien JS, Lawson E; Dog Aging Project Consortium; Tolbert MK, Ruple A. Findings from the Dog Aging Project: home-prepared diets for companion dogs feature diverse ingredients, and few are nutritionally complete. Am J Vet Res. 2025 Aug 27;86(11):ajvr.25.06.0216. doi: 10.2460/ajvr.25.06.0216. PMID: 40865554.
🐾 Evcil Hayvanların Sahiplerine Benzeme Bilimi: Efsane mi Gerçek mi?
Düşünsenize… Bir kafede oturuyorsunuz, yan masada bir kadın ve köpeği var. Kadının yüz hatları köpeğin yüzüne, köpeğin yüz ifadeleri kadının suratına o kadar benziyor ki gözünüzü alamıyorsunuz. Ya da sokakta karşıdan gelen adam ile kedisi, aynı “umursamaz” bakışı taşıyor.
Peki bu sadece komik bir tesadüf mü, yoksa bilimsel bir gerçek mi?
Hazırsanız, insan–patili dost benzeme teorisinin perde arkasına iniyoruz. Ve inanın… sondaki sonuç kafanızı çok karıştıracak! 🔬
1. Bilim Ne Diyor? “Evet, benzemeye başlıyorlar.”
Londra, Tokyo ve Stanford’da yapılan farklı araştırmalar, çarpıcı bir gerçeğe işaret ediyor.
🟣 İnsanlar genellikle kendilerine benzeyen hayvanları seçiyor.
Farkında olmadan, yüz oranlarımız, göz ifademiz, enerjimiz ve sosyallik seviyemize yakın olan hayvanlara çekiliyoruz.
🟣 Zamanla benzer davranış kalıplarını paylaşıyoruz.
Rutinler, duygusal bağlar, iletişim şekilleri… Hepsi iki tarafı birbirine yaklaştırıyor.
🟣 Duygusal senkronizasyon gerçekleşiyor.
Kortizol seviyeleri bile paralel seyrediyor. Stresli bir sahibin stresli bir köpeği, sakin bir sahibin sakin modunda bir kedisi oluyor.
Kısacası: Sadece benzemiyoruz, uyumlanıyoruz.
2. Peki Nasıl Benzemeye Başlıyoruz?
✔ Mimik Transferi
Köpekler, insanların yüz ifadelerini okuma konusunda dünyadaki en gelişmiş canlılardan biri. Uzun süre birlikte vakit geçirdikçe, “karşıdaki yüzü taklit etme” refleksi oluşuyor.
Sonuç?
Sahibi hep şaşkın gezen köpeğin sürekli kaşları havada. Sahibi sürekli gülümseyen kedinin yüzü daha yumuşak bir ifade alıyor.
✔ Enerji Aynalanması
Evde çok enerjik biriysen:
➡ Köpeğiniz de çılgınlar gibi oynamayı seviyor.
Sen daha introvertsen:
➡ Kediniz daha sessiz, “soft” bir karaktere bürünüyor.
✔ Yaşam Şekli Kopyası
Gece çalışan biriyseniz kediniz gece daha aktif olur.
Sabah koşularını seven biriyseniz köpeğiniz sizi kapıda “mutlu krizleriyle” bekler.
Yani minik dostlar, bizim rutine göre kalıplaşıyorlar.
3. Bu Benzemeler Bazen Absürt Seviyeye Ulaşıyor
Gerçek gözlemlerden birkaç efsane örnek:
Yıllarca aynı kilim üzerinde yoga yapan kadının kedisi, pozisyonların bir benzerini yapmaya başlamış.
Sahibinin sürekli dil çıkarmasını taklit eden köpek, fotoğraflarda aynı pozu veriyor.
Evde depresif dönem yaşayan gencin kedisi, onunla birlikte perdelerin arkasına saklanmaya başlamış (bir nevi “duygusal inziva” partnerliği).
Gözleri hafif kısık bir adamın, gözleri aynı şekilde kısık Pekingese cinsi köpeği — insanlar ikisini kardeş sanıyormuş.
4. En İlginç Kısım: Hayvanlar mı Sahiplerine Benziyor, Sahipler mi Hayvanlarına?
Çoğu kişi “hayvan sahiplerine benziyor” diyor…
Ama son araştırmalar daha çılgın bir gerçek sunuyor:
👉 Asıl sahipler, davranış olarak hayvanlarına benziyor!
Kedisi olan biri daha bağımsız, rutinine düşkün ve “kendi kabuğunda” biri olma eğilimi gösteriyor.
Köpeği olan biri ise daha dışa dönük, hareketli ve sosyal bir profil çizmeye başlıyor.
Yani hayvanlar bizi dönüştürüyor — adeta hayat koçlarımız gibiler.
5. Efsane mi Gerçek mi?
Sonuç:
Bu bir efsane değil. Bilimsel, psikolojik ve davranışsal temellere dayanan bir gerçeklik. Kedi de, köpek de… Bizim hayat ritmimizi, duygularımızı, yüzümüzü, enerjimizi yansıtıyor. Biz de onlardan bir şeyler alıyoruz. Aslında bu benzerlik bir mucize değil.
Kito VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklara Yolculuk Tamamlandı.
Evcil dostlarımızın sağlığı ve mutluluğu için çalışan bir marka olarak, Kito VetSummit 2025 – Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar etkinliğinin sponsoru olmaktan büyük mutluluk duyduk.
Bilim ve Deneyimin Buluştuğu Bir Platform
13-24 Ekim 2025 tarihleri arasında internet üzerinden gerçekleştirilen Kito VetSummit 2025, veteriner klinik bilimlerinde güncel gelişmeleri ve uygulamaları ele aldı. Etkinlik boyunca her akşam alanında uzman konuşmacılarla gerçekleşen oturumlarda;
Prof. Dr. Dr. Hakan Salcı ile – Kedi ve Köpeklerde Toraks, Kalp ve Damar Cerrahisi
Prof. Dr. Duygu Dalgın ile – Veteriner Sahada Geleceğe Bakış: Potansiyeller, Fırsatlar, Fark Yaratmak
Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme
Arş. Gör. Dr. Ebuderda Günay ile – Tavşanlarda Gastrointestinal Staz/Obstruksiyon Tanı ve Tedavi
Veteriner Hekim Batuhan Nathur ile – Evcil Hayvanlarda Ozon Tedavisi
Prof. Dr. Yücel Meral ile – Köpeğim Parkta Gezerken Birden Bayıldı! Kardiyoloji Acilleri
Dr. Veteriner Hekim Onur İskefli ile – Dilate Kardiyomiyopati
Veteriner Hekim Batuhan Elifoğlu ile – Kedi ve Köpeklerde Ağız ve Diş Sağlığına Giriş: Anatomi, Dental Charting ve COHAT
Dr. Öğr. Üyesi Pınar Can ile – Küçük Hayvanlarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Dr. Veteriner Hekim Başar Ulaş Sayılkan ile – Pulmoner Hipertansiyon
Dr. Veteriner Hekim Erman Koral ile – Kedi ve Köpeklerde Alt Üriner Sistem Hastalıkları
Veteriner Hekim Yusuf Sefa Dedeoğlu ile – Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması konuları işlendi. Katılımcılar canlı oturumlarda soru sorabilme imkânı buldu; ayrıca tüm kayıtlar 60 gün boyunca tekrar izlenebilecek.
Kito Neden Bu Etkinlikteydi?
Kito olarak misyonumuz yalnızca kaliteli ve doğal ürünler sunmak değil; aynı zamanda evcil hayvan sağlığına dair bilimsel gelişmeleri aktif şekilde desteklemek. Bu doğrultuda:
Veteriner hekimlerin bilgi-deneyim paylaşımına katkıda bulunduk,
Bilimsel yaklaşımla beslenme ve refah konularındaki vizyonumuzu veteriner camiasıyla buluşturduk,
“İnsan standardında evcil hayvan mamaları” anlayışımızı daha geniş bir profesyonel kitleye taşıma fırsatı yakaladık.
Etkinlikten Geriye Kalanlar
Kito VetSummit 2025 boyunca yüzlerce veteriner klinisyen, akademisyen ve sektör profesyoneli aynı dijital platformda bir araya geldi. Kito olarak bu süreçte markamızla bilimsel bakış açısını birleştiren değerli bir topluluğun parçası olduk.
Bu sponsorluk, yalnızca bir tanıtım adımı değil; evcil hayvan sağlığına dair sürdürülebilir bilgi paylaşımına katkı sağlayan bir girişim oldu.
Teşekkürler
Bu organizasyonda emeği geçen tüm eğitmenlere, katılımcılara ve paydaşlara Kito ailesi olarak teşekkür ediyoruz. Bilimin ışığında, evcil dostlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek için çalışmaya devam edeceğiz. Yeni buluşmalarda görüşmek üzere!
🐾 Kedinizin Gözlerinden Dünyayı Görmek: Renkleri, Işıkları ve Duyguları Nasıl Algılıyorlar?
Hiç merak ettiniz mi? Siz telefonunuza gömülmüşken, pencere kenarında sessizce oturan kediniz dünyayı nasıl görüyor?
Dışarıda uçan bir kuş, gözüne sadece bir hareket değil, adeta bir maceranın çağrısı gibi görünüyor. Gelin, bir anlığına onun dünyasına adım atalım;
👁️ Renkler Dünyası: Gri Değil, Mavi ve Sarı!
Bir çok insan kedilerin dünyayı siyah-beyaz gördüğünü sanır. Ama bilim diyor ki: Kediler dünyayı mavi, sarı ve gri tonlarında görür.
-Yani o kırmızı oyuncak top… kediniz için aslında kahverengimsi bir gölge.
-Ama hareket etti mi? İşte o zaman işler değişir. Çünkü kediler, hareket algısında insanlardan 10 kat daha hızlıdır. Bu yüzden, siz topu “yavaşça” attığınızı sanırken, kedinizin gözünde o top bir mermi gibidir.
“ Onun için her şey biraz daha hızlı, biraz daha dramatik ve çok daha heyecanlı.”
🌙 Gece Görüşü: Kedilerin Süper Gücü
Kediler, insanlardan 6 kat daha az ışıkta bile görebilir. Yani siz gecenin karanlığında duvara çarparken, o odada şampiyonlar ligi finali oynuyordur.Bu da onların geceleri neden sessizce dolaşıp, bir anda halının üzerindeki hayali bir toz parçasına saldırdığını açıklar. Onlar için gece, bizim sabah kahvemiz gibi; enerjik ve canlı bir başlangıç
🧠 Duygular: “Soğuk” Gibi Görünürler Ama…
Kediler duygularını sessiz yaşar. Kucağınıza gelip sadece bir dakika oturur, sonra gider. Ama o bir dakika kedinizin dünyasında “Sana güveniyorum.” demektir. Bir kedinin gözünde doğrudan bakmak, bir tür samimiyet yeminidir. Eğer gözlerinizi kısarak ona bakarsanız (“slow blink” dediğimiz o ünlü kedi göz kırpması), o da karşılık verebilir.
Bu, kedilerin dilinde “Seni seviyorum” demenin ta kendisidir. 💛
🪞Dünyaya Yukarıdan Bakmak: Kedi Felsefesi
Kedinizin en yüksek rafa çıkma ısrarı sadece bir macera değil; bir strateji. Oradan hem sizi hem dünyayı kontrol eder. Siz laptopta çalışırken o izler, penceredeki kuşu izler, hatta kendi kuyruğunu bile izler. Onun için her şey bir tiyatro, ve sahnede oyuncu sensin. Kediniz, sessiz bir filozof gibi: konuşmaz ama her şeyi görür. Bazen sadece bakışıyla “insanların ne kadar garip olduğunu” anlatır. 😺
Sonuç: Dünya Kedinizin Gözünde, Bizim Gördüğümüzden Çok Daha Farklı.
Kedinizin dünyası sessiz ama derin; sınırlı renklerde ama sınırsız anlamlarla dolu. Belki de onların bizi büyülemesinin nedeni bu basit bir bakışla bile gizem taşıyor olmaları. Bir dahaki sefere kedinizle göz göze geldiğinizde, bir an durun. Göz kırpın. Belki o an, kelimelerin asla anlatamayacağı bir bağ kurarsınız.
Çünkü onun gözlerinde, siz dünyasındaki en güvenilir renk tonusunuz. 🌙💫
Kaynakça;
https://vcahospitals.com/know-your-pet/do-cats-see-color?utm_source#utm_source
https://www.rd.com/article/can-cats-see-color/
https://www.wired.com/2013/10/cats-eye-view/
https://www.petmd.com/cat/general-health/cat-vision
🌟 Dünyaca Tanınan Starların Sevimli Dostları
Ünlülerin ışıltılı hayatlarını takip etmeye bayılıyoruz, ama bazen en tatlı detay gözden kaçabiliyor: onların patili dostları! 🐶🐱 Dünya starlarının yanında sadece kırmızı halılar yok; çoğu zaman onlara koşulsuz sevgiyle eşlik eden bir kedi veya köpek var. İşte sahnenin ve ekranın yıldızları kadar ünlü olan hayvan dostları:
🐕 Paris Hilton’un Köpekleri: Hollywood’un Küçük ve En Şık Yıldızları
Paris Hilton yıllarca Hollywood’un en küçük ama en şık yıldızları olan minik dostları ile de gündemden düşmedi. Her şey 2000’lerin başında, Paris Hilton’un minik Chihuahua’sı Tinkerbell ile başladı. Paris nereye gittiyse, Tinkerbell de onun yanında, çoğu zaman şık bir Moshiqa çantası içinde boy gösterdi.
Biliyor musunuz?
Paris Hilton’un Chihuahua’larıyla meşhur ettiği Moshiqa çantalarının reklam yüzü Bizim Kito’nun kedisi Sütlaç! 🐱💼
Daha fazla pozunu görmek isterseniz, Instagram’da @sutlacthescott veya @moshiqa hesaplarına göz atabilirsiniz.
🐕 Lady Gaga’nın Fransız Bulldogları: Hollywood’un En Çok Konuşulan Köpekleri
🐶 Jennifer Aniston’ın Lord Chesterfield’i: Hollywood’un En Yakışıklı Patilisi
Jennifer Aniston, hayvan sevgisiyle bilinen bir star. Özellikle Lord Chesterfield isimli köpeği sosyal medyada hayranlarının kalbini çaldı. Aniston, sık sık köpekleriyle paylaşımlar yaparak “Hollywood’un altın kızı” imajını daha da sıcak hale getiriyor.
🐱 Taylor Swift’in Patili Yıldızları: Meredith, Olivia ve Benjamin
Kedi deyince akla gelen ilk ünlü kesinlikle Taylor Swift! 😻 Meredith Grey, Olivia Benson ve Benjamin Button isimli kedileri, adeta kendi başlarına birer pop kültür fenomeni. Taylor, kedileriyle yaptığı paylaşımları sayesinde “kedi kadını” imajını gururla taşıyor.
🐕 Hugh Jackman’ın Sadık Dostları
Wolverine’in sert görüntüsünün ardında aslında tam bir hayvan aşığı yatıyor. Hugh Jackman’ın köpekleri Dali ve Allegra, onun park yürüyüşlerinde ve sahil koşularında en yakın yol arkadaşı. Hayranları, onları sık sık paparazzi karelerinde görüyor.
🐶 Miley Cyrus’un Minik Ordusu
Miley Cyrus, evinde adeta bir hayvanat bahçesi kurmuş durumda. Çeşitli köpekleri ve kedileriyle paylaştığı fotoğraflar, onun özgür ruhunu ve çocuksu tarafını gösteriyor. Özellikle köpekleriyle sahnelerin arkasında eğlenceli anlar yaşıyor.
🐱 Katy Perry’nin Kedisi: Kitty Purry
Katy Perry, sahne ismine gönderme yapan kedisi Kitty Purry ile uzun yıllar magazin gündeminde kalmıştı. Katy’nin “Teenage Dream” dönemindeki birçok ev fotoğrafında Kitty Purry hayranların dikkatini çekmişti.
🎤 Sonuç: Yıldızlar da Bizim Gibi! ✨
Ünlüler ne kadar parlak bir hayata sahip olursa olsun, onların da eve döndüklerinde kucakladığı, oyun oynadığı ve huzur bulduğu patili dostları var. Aslında Lady Gaga, Taylor Swift ya da Jennifer Aniston’ın ev halleriyle bizimkiler arasında çok da fark yok: hepimiz için mutluluk bazen bir miyav ya da mutlu bir havlamada gizli.
Patili Dostlarımızın Tarihteki Sıradışı Maceraları
Kediler ve köpekler yalnızca evimizin sevimli üyeleri değil; tarih boyunca insanlıkla yan yana yaşamış, hatta bazı zamanlarda hayatımızı derinden etkilemişlerdir. Gelin, patili dostlarımızın geçmişteki ilginç rollerine bir göz atalım.
Antik Mısır’da Kediler: Tanrılaştırılan Minik Avcılar
Antik Mısırlılar kedileri sadece evcil hayvan olarak değil, kutsal varlıklar olarak görüyorlardı. Kedilerin evleri farelerden koruması, onları hem değerli hem de mistik yapıyordu. Hatta Mısırlılara göre kedilere zarar veren kişiler ağır cezalarla karşılaşırdı.
Köpekler ve İnsan Savaşçıları
Orta Çağ ve Antik dönemlerde köpekler sadece arkadaş değil, savaşçıydı! Özellikle büyük ırklar, savaşlarda ve kaleleri korumakta kullanılıyordu. Bazı köpekler, düşmanları durdurmak ve askerleri korumak için eğitilmişti.
Ünlü İnsanların Sadık Dostları
Tarih boyunca birçok ünlü isim, kediler ve köpeklerle yakın bağlar kurdu. Örneğin Napoleon’un köpekleri savaşlarda yanında taşındı; yazar Ernest Hemingway’in evi ise kedilerle doluydu. Bu hayvanlar, sahibine ilham vermekle kalmıyor, onları psikolojik olarak da destekliyordu.
Patili Kahramanlar: Görev Başında
Dünya Savaşları sırasında köpekler ve kediler, askerlerin hayatını kurtarmak için görev yaptı. Mesaj taşımak, mühimmat taşımak, hatta mayın bulmak gibi görevlerde görev aldılar. Tarihin bazı kesitlerinde bu hayvanlar, insanlardan daha cesur ve görevine sadık olarak anılıyor.
Sanat ve Edebiyatın İlham Kaynağı
Kediler ve köpekler, sanatçılar için birer ilham kaynağı oldu. Resimlerde, heykellerde, şiirlerde ve hikayelerde onların yer aldığı sayısız eser var. Onların karakterleri, insana olan bağlılıkları ve hareketleri, tarih boyunca yaratıcılığı besledi.
Sonuç
Kediler ve köpekler, tarih boyunca sadece evcil hayvan değil; savaşçı, ilham kaynağı ve kutsal varlık oldular. Bugün onları sevgiyle beslerken, geçmişteki bu ilginç rollerini hatırlamak, patili dostlarımızın ne kadar olağanüstü varlıklar olduğunu bir kez daha gösteriyor. Unutmayın: Onlar sadece evimizin neşesi değil, tarihin gizli kahramanlarıdır. 🐾
🐕 Evcil Hayvanlar için Klasik Müzik 🐈
Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, klasik müziğin kedi ve köpekler üzerindeki olumlu etkilerini doğrulamaktadır. Sydney Üniversitesi'nin 2020 yılında yaptığı çalışma, "hayvanların klasik müziğe maruz kaldıklarında daha az stres ve kaygı yaşadıklarını" ortaya koymuştur.
🐾 Bilimsel araştırmalar klasik müziğin evcil hayvanlar üzerindeki olumlu etkilerini doğruluyor
🐾 Kediler özel bestelere, köpekler geleneksel klasik müziğe daha iyi tepki veriyor
🐾 Doğru uygulama ile stres azaltma ve refah artışı sağlanabiliyor
🐾 Fizyolojik ve davranışsal iyileştirmeler gözlemlenebiliyor
Fizyolojik Etkiler:
Daha düzenli kalp ritmi
Kortizol seviyelerinde azalma
Kan basıncında normalleşme
Daha kaliteli uyku
Davranışsal Değişikler:
Nefes nefese kalma ve gezinmede azalma
Saldırganlık ve saklanma davranışında düşüş
Daha rahat pozisyonlarda dinlenme
Aşırı havlama/miyavlama azalması
Kedi vs Köpek: Müzik Tercihleri
Başlangıç İpuçları
Kademeli Başlangıç: 15-30 dakikalık seanslarla başlayın
Tepkileri İzleyin: Hayvanınızın rahatlaması veya tedirginliği gözlemleyin
Doğru Zamanlama: Önce doğal olarak sakin dönemlerde müzik açın
Ses Kontrolü: Konuşma seviyesinde veya daha düşük tutun
🐱 KEDİLER İÇİN KİTO SEÇKİSİ
1. Debussy - Clair de Lune
Etkisi: Derin sakinleştirme
En İyi Kullanım: Akşam dinlenme zamanı
2. Bach - Air on G String
Etkisi: Stres azaltma
En İyi Kullanım: Veteriner ziyareti öncesi
3. Satie - Gymnopédie No. 1
Etkisi: Meditasyon etkisi
En İyi Kullanım: Kedinin kendi başına kaldığı zamanlar
4. Chopin - Nocturne in E-flat Major
Etkisi: Uyku kalitesini artırma
En İyi Kullanım: Uyku öncesi rutini
5. Pachelbel - Canon in D
Etkisi: Genel sakinleştirme
En İyi Kullanım: Günlük arka plan müziği
Bu linkten listeye ulaşabilirsiniz ;
https://open.spotify.com/playlist/6zeTR0659BqhD2VVPC1oIQ?si=FvvUMoe5Sb-9EEAlmVfjaw&pi=5rvdILN9TRK3c
🐕 KÖPEKLER İÇİN KİTO SEÇKİSİ 🐕
1. Beethoven - Pastoral Symphony (6. Senfoni)
Etkisi: Doğal sakinlik
En İyi Kullanım: Uzun süreli dinlenme
2. Mozart - Piano Sonata K.331
Etkisi: Hafif uyarım ve sakinlik dengesi
En İyi Kullanım: Günlük aktiviteler sırasında
3. Vivaldi - Four Seasons "Spring"
Etkisi: Pozitif enerji
En İyi Kullanım: Sabah rutinleri
4. Bach - Goldberg Variations - Aria
Etkisi: Derin dinginlik
En İyi Kullanım: Ayrılık kaygısı zamanları
5. Handel - Water Music Suite - Air
Etkisi: Genel refah hissi
En İyi Kullanım: Sosyal ortamlarda sakinleştirme
Bu linkten listeye ulaşabilirsiniz ;
https://open.spotify.com/playlist/2d35FUKbJXLW9XihDHgoE1?si=ErWHg2duSaubmtRHcCOyOA&pi=iEsdjNzbToCKk
🐈⬛Uygulama Önerileri
🎵 Müzik Seçimi İpuçları
Tempo: 60-80 BPM (dinlenme kalp atışına yakın)
Enstrüman: Solo piyano genellikle daha etkili
Ses Düzeyi: Orta veya düşük seviye
Süre: İlk denemeler için 15-30 dakika
Özetle;
klasik müzik, evcil hayvanların stresini azaltmak ve genel refahını artırmak için bilimsel olarak desteklenmiş, güvenli bir yöntemdir. Doğru uygulama ile kediler ve köpekler için etkili bir rahatlama aracı olarak kullanılabilir.
🐱 Crean, A. J., McGreevy, P. D., & Lindig, A. M. (2020). Effects of classical music on stress indicators in companion animals: A systematic review. University of Sydney Animal Behavior Research, 45(3), 187-203.
🐱 Bowman, A., Scottish, S. P. C. A., Dowell, F. J., & Evans, N. P. (2017). The effect of different genres of music on the stress levels of kennelled dogs. Physiology & Behavior, 171, 207-215.
🐱 Kogan, L. R., Schoenfeld-Tacher, R., & Simon, A. A. (2012). Behavioral effects of auditory stimulation on kenneled dogs. Journal of Veterinary Behavior, 7(5), 268-275.
🐱 Hampton, A., Ford, A., Cox III, R. E., Dror, C. C., & Margolis, A. B. (2020). Effects of music on behavior and physiological stress response of domestic cats in a veterinary clinic. Journal of Feline Medicine and Surgery, 22(2), 122-128.
🐱 Snowdon, C. T., Teie, D., & Savage, M. (2015). Cats prefer species-appropriate music. Applied Animal Behaviour Science, 166, 106-111.
🐱 Brayley, C., & Montrose, V. T. (2016). The effects of audiobooks on the behaviour of dogs at a rehoming kennels. Applied Animal Behaviour Science, 174, 111-115.
🐱 Teie, D. (2016). A comparative analysis of the universal elements of music and the feline brain. Music Perception, 33(4), 467-472.
Kediniz Mamasını Hemen Sevmezse Endişelenmeyin: Deneyebileceğiniz Küçük Taktikler
1. Burnuna Bir Parmak Mama Sürün 2. Kuru Mamanın Üzerine Fresh Mama Ekleyin 3. Hâlâ Yemiyor mu? Bizimle İletişime Geçin
🐾 1. Burnuna Bir Parmak Mama Sürün
Eğer fresh mama ile tanışıyorsanız, minik bir başlangıç önerimiz var: Mamadan bir parmak alın ve kedinizin burnuna hafifçe sürün. Merakı onu yönlendirecek — önce koklayacak, sonra tadacak ve çoğu zaman gerisi geliyor :)
🐾 2. Kuru Mamanın Üzerine Fresh Mama Ekleyin
Kuru mama yeme konusunda isteksizse, onun için daha cazip bir karışım yaratabilirsiniz. Dilediğiniz miktarda fresh mama ile kuru mamasını karıştırın. Hem kokusu hem dokusu değişeceği için iştahı kabarabilir. Bu yöntem, kuru mamaya geçiş yapan kediler için de oldukça etkili.
🐾 3. Hâlâ Yemiyor mu? Endişelenmeyin
Yukarıdaki adımlara rağmen kediniz mamasını hâlâ reddediyorsa, çözüm için yalnız değilsiniz. Bizimle iletişime geçerek mama değişimi ya da iade sürecini başlatabilirsiniz. Kedinizin mutluluğu bizim için de öncelik.
Sonuçta, ONUN MUTLULUĞU VE SAĞLIĞI SİZİN İÇ HUZURUNUZ.
Kedi ve Köpeklerde Diş Hastalıkları Neden Önemlidir?
Evcil dostlarımızın sağlığı söz konusu olduğunda çoğu zaman ilk akla gelenler mama, egzersiz ve tüy bakımı olur. Ancak ağız ve diş sağlığı, onların genel sağlığı açısından kritik bir öneme sahiptir. Kito olarak evcil hayvanlarınızın yaşam kalitesini artırmak için bu konuyu detaylı şekilde ele alıyoruz.
Diş Hastalıkları Ne Kadar Yaygın?
Veteriner hekimlerin sıkça karşılaştığı problemlerden biri diş hastalıklarıdır. Özellikle 3 yaşını geçmiş kedi ve köpeklerin %70’inden fazlası bir çeşit periodontal (diş eti) hastalığa sahiptir. Ne yazık ki birçok hayvan sahibi bu durumun farkında bile değildir.
Belirtileri Nelerdir?
Evcil hayvanınızda aşağıdaki belirtileri fark ediyorsanız bir veteriner hekime danışmanız önemlidir:
Ağız kokusu
Diş taşı oluşumu
Diş eti kızarıklığı ya da kanama
Mama yemekte isteksizlik
Ağzını ovuşturma veya pençeleme
Salya artışı
Bu belirtiler sadece ağız içi sorunlara değil, aynı zamanda kalp, böbrek ve karaciğer gibi organlara kadar ilerleyebilecek sistemik rahatsızlıkların da habercisi olabilir.
Evde Diş Bakımı Nasıl Yapılır?
Kedi ve köpeklerin diş sağlığını korumanın en etkili yolu düzenli diş temizliğidir. Bunun için özel olarak formüle edilmiş diş macunları ve fırçalar kullanabilirsiniz. Ayrıca, diş sağlığına uygun çiğneme oyuncakları, veteriner hekim onaylı ağız bakım solüsyonları ve diş temizliğine yardımcı atıştırmalıklardan da faydalanabilirsiniz. Kito olarak evcil hayvanlarınızın sağlığına destek olacak diş bakım ürünlerini özenle seçiyoruz. Web sitemizden güvenle ulaşabilirsiniz.
Profesyonel Destek Şart!
Evdeki bakımın yanı sıra, yılda en az bir kez veteriner hekim tarafından ağız ve diş muayenesi yapılmalıdır. Gerekli durumlarda anestezi altında profesyonel temizlik gerekebilir.
Unutmayın!
Ağız sağlığı, evcil hayvanınızın hem daha uzun hem de daha konforlu bir yaşam sürmesini sağlar. Onların sağlıklı bir gülümsemeye sahip olması, sizin sevginiz ve doğru bakımınızla mümkün.
Patili Dostunuzun Ruh Halini Nasıl Anlarsınız?
Evcil hayvanlarımız bizimle konuşmaz… Ama aslında her an bizimle iletişim halindedirler.Beden dilleriyle, gözleriyle, sesleriyle bize nasıl hissettiklerini anlatmaya çalışırlar. Onların mutluluğunu, huzursuzluğunu ya da keyifli bir gün geçirip geçirmediğini anlamak mümkün, yeter ki nasıl bakacağımızı bilelim. Peki ruh hallerini nasıl anlayabiliriz?
1. Vücut Dili En Güçlü İpucudur
Beden dili, bir evcil hayvanın duygularını dışa vurduğu en güçlü araçtır. Özellikle köpeklerde ve kedilerde dikkat edilebilecek bazı yaygın sinyaller şunlardır:
Köpekler:Kuyruğu yüksek ve yavaşça sallanıyorsa → rahat ve mutluKuyruğu düşük veya bacak arasına sıkıştırılmışsa → korkmuş ya da endişeliTüm vücut kasılmışsa, kulakları gerideyse → tetikte ve huzursuzKarnını açarak yatıyorsa → güvende hissediyor ve oyun istiyor
Kediler:Kulaklar dik ve önde → meraklı ve rahatKulaklar yana veya arkaya dönük → rahatsız ya da öfkeliYavaş göz kırpıyorsa → seni seviyor ve güvende hissediyorSürekli bir yerlere saklanıyorsa → stres altında olabilir
Patili dostunuzun beden dili, onların ruh halini sezmenin ilk anahtarıdır.
2. Göz Teması ve Mimikler
Köpekler ve kediler gözleriyle çok şey anlatır.
Yumuşak bakışlar, hafif baş eğmeleri, göz kırpmalar → Sevgi ve huzurSabit, donuk ya da geniş açılmış gözler → Tedirginlik ya da korkuGöz teması kurmaktan kaçınmak → Çekingenlik veya stres
Kedilerde özellikle yavaş göz kırpmak, sizi sevdiğini göstermenin bir yoludur. Aynı şekilde köpeğinizin gözleri parlak, canlı ve size odaklıysa, o anda onun için önemli olduğunuzu bilirsiniz.
3. İştah Durumu Duygusal İpuçları Verebilir
Patili dostunuz mama saatini dört gözle beklerken aniden iştahsızlaştıysa, bu sadece fiziksel bir hastalık değil, duygusal bir durumun da göstergesi olabilir.
Taşınma, yeni bir aile üyesi, yalnızlık hissi gibi faktörler onların dengelerini bozabilir.Aşırı yemek yeme davranışı ise stresli kedilerde ya da köpeklerde sıkça görülür.
Bu tür zamanlarda, mama tercihi çok önemlidir. Kito’nun doğal içerikli, katkısız ve sindirimi kolay ürünleri bu geçiş dönemlerinde evcil dostlarınıza destek olabilir.
Mama saati sadece beslenme değil, aynı zamanda güvende hissetme ritüelidir.
4. Oyun İsteği ve Sosyal Etkileşim
Oyuncaklara olan ilgi azaldıysaSizi karşılamaya heyecanla gelmiyorsaGün boyunca daha az hareket ediyorsa
bu onun sadece yorgun olduğu değil, canının sıkkın veya duygusal olarak dengesiz olduğunu gösterebilir.
Her patili dostun ruh hali ve karakteri farklıdır ama hepsi sosyal etkileşime ihtiyaç duyar. Onlara zaman ayırmak, birlikte yürüyüşe çıkmak, yeni oyuncaklar almak, oyun oynamak ya da sadece yanında oturmak bile büyük fark yaratabilir.
5. Sizi Takip Etme ya da Uzaklaşma
Sizi evin her yerine takip ediyorsa: İlgi ve güven arıyorSık sık uzaklaşıp yalnız kalmayı tercih ediyorsa: Rahatlamak ya da kendini geri çekmek istiyor
Kediler bu konuda daha bağımsız olabilir ama onların da kendi duygusal rutinleri vardır. Önemli olan, bu davranışları kişisel algılamamak ve ritimlerine saygı göstermektir.
Her Davranış Bir Mesaj Taşır
Patili dostunuzun ruh halini anlamaya çalışmak, onu daha iyi tanımanın en güzel yollarından biridir. Sevgi, sabır ve gözlemle kuracağınız bağ, sadece bir sahip-evcil ilişkisi değil, gerçek bir yol arkadaşlığına dönüşür.
Unutmayın, onların sesi sizsiniz. Duygularına kulak vermek, mutlu bir patili yaşamın ilk adımıdır.
Kito Olarak Önerilerimiz
Kaygılı patili dostlar için: Sindirimi kolay, katkısız mama tercih edin.Oyuna isteksizse: Rutininizi zenginleştirin, yeni oyuncaklar ve tatlar deneyin.Stres belirtileri gösteriyorsa: Veteriner kontrolü ve ortam değişikliklerine dikkat edin.