News
Dr. Öğr. Üyesi Pınar Can’ın "Hayvanlarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon"
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Dr. Öğr. Üyesi Pınar Can’ın “Hayvanlarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veteriner Fizik Tedavi: Artık Ek Hizmet Değil, Klinik Pratiğin Bir Parçası
Veteriner fizik tedavi artık “lüks bir ek hizmet” olmaktan çıkıp klinik pratiğin temel alanlarından biri haline geliyor.
Dr. Öğr. Üyesi Pınar Can’ın sunumu hem teorik çerçeveyi netleştirdi hem de gerçek klinik olgular üzerinden “neden, nasıl ve ne kadar” sorularına oldukça pratik cevaplar verdi.
Önce Büyük Resim: Veteriner Fizyoterapi Nedir?
Hocanın başlangıç cümlesi oldukça açıklayıcıydı:
İnsan fizyoterapisindeki tanım neredeyse aynıdır; tek fark, hastanın insan değil hayvan olmasıdır.
APTA’ya göre
Fizik tedavi; fonksiyonel bozukluğu olan hastanın tanısı, prognozu ve tedavi protokolünü belirlemek için yapılan muayene ve değerlendirmeyi kapsar.
World Confederation for Physical Therapy’ye göre
Yaşlılık, yaralanma, hastalık veya çevresel faktörler nedeniyle hareket kabiliyeti bozulan bireyde mümkün olan en yüksek hareket ve fonksiyonel kapasiteyi yeniden kazandırmayı hedefler.
Veteriner tıbbına uyarladığımızda hedef değişmez:
👉 Hayvanın hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini mümkün olan en yüksek seviyeye çıkarmak.
Peki Biz Bu Tedaviyi Neden Uyguluyoruz?
Pınar Can fizyoterapinin temel amaçlarını üç başlıkta topluyor.
1️⃣ Hareketi geri kazandırmak veya artırmak
Ortopedik, nörolojik veya kardiyovasküler bir hastalık nedeniyle hareket kısıtlandıysa hedef:
mümkün olan en yüksek fonksiyonel kapasiteyi geri kazandırmak.
2️⃣ Ağrıyı azaltmak
Ağrı hem hareket kısıtlılığının sebebi hem de hareketsizliğin sonucudur.
Fizik tedavi bu döngüyü kırmada güçlü bir araçtır.
3️⃣ Sakatlıkları önlemek ve performansı artırmak
Sporcu hayvanlarda (kızak köpekleri, tazılar, yarış atları) fizyoterapinin amacı sadece tedavi değildir.
Performans artırma ve sakatlanmayı önleme de önemli bir hedeftir.
Fizyoterapinin Araç Kutusu: 4 Ana Yöntem
Sunumun teorik omurgasını oluşturan bölüm buydu. Veteriner fizyoterapi dört ana yöntem grubuna dayanır.
1️⃣ Elektrofiziksel Yöntemler
Genellikle ağrı kontrolü sağlamak ve dokuyu egzersize hazırlamak için kullanılır.
Bu gruba giren yöntemler:
Yüzeysel termal ajanlar (sıcak / soğuk uygulamalar)
Terapötik ultrason
Elektroterapi (TENS vb.)
Lazer
ESWT (ekstrakorporeal şok dalga terapisi)
Statik veya darbeli manyetik alan terapileri
2️⃣ Manuel Terapi
Masaj
Yumuşak doku mobilizasyonu
Eklem mobilizasyon teknikleri
Bu yöntemler:
Ağrıyı azaltır
Dolaşımı artırır
Eklem hareket açıklığını destekler
3️⃣ Terapötik Egzersiz
Bu grup rehabilitasyonun en kritik kısmıdır.
İçerdiği uygulamalar:
Pasif eklem hareketleri (PROM)
Aktif veya aktif-yardımlı egzersizler
Denge ve propriosepsiyon çalışmaları
Hocanın özellikle vurguladığı nokta:
👉 Elektrofiziksel ajanlar tek başına yeterli değildir.
Gerçek fonksiyonel iyileşme egzersizle sağlanır.
4️⃣ Akuatik Terapi
Suyun üç önemli etkisi rehabilitasyonu kolaylaştırır:
Kaldırma kuvveti
Hidrostatik basınç
Ilık suyun kas gevşetici etkisi
Bu sayede hayvanlar daha az ağrıyla daha kaliteli hareket edebilir.
Hangi Hastalarda Kullanılır?
Veteriner fizyoterapi oldukça geniş bir hasta grubunda uygulanabilir.
Başlıca endikasyonlar:
Ortopedik hastalıklar
Nörolojik hastalıklar (felç, koordinasyon kaybı vb.)
Obezite
Kardiyovasküler hastalıklar
Spor hekimliği (performans ve sakatlık önleme)
Türkiye’de Önemli Bir Fark: Yetki Kimde?
Hocanın özellikle altını çizdiği kritik bir nokta var.
İnsan fizyoterapisinde ayrı bir meslek grubu varken, Türkiye’de hayvan fizyoterapisi yalnızca veteriner hekimlerin yetkisindedir.
Bu durum şu becerileri zorunlu kılar:
Nörolojik muayeneye hâkim olmak
Ortopedik muayeneyi iyi yapmak
Kardiyak durumları değerlendirmek
Çünkü bazı tedavi yöntemleri belirli hastalarda kontrendike olabilir.
Örneğin:
👉 Kalp pili bulunan hastalarda veya ileri kalp yetmezliğinde elektroterapi uygulanmaz.
Olgular Üzerinden Klinik Uygulama
Sunumun en öğretici kısmı gerçek klinik vakalardı.
Her olgu belirli bir klinik mesaj içeriyordu.
Olgu 1 – Köpük
Şiddetli Kalça Osteoartriti + L7–S1 Disk Protrüzyonu
Şikayet
12 yaşında
Yürümek istemiyor
Dokunulduğunda agresyon (bağırma / ısırma)
Tanı
Genel anestezi altında görüntüleme ile:
İki taraflı ileri kalça osteoartriti
L7–S1 disk protrüzyonu
Agresyonun nedeni: şiddetli ağrı
Osteoartritte 5 Bileşenli Tedavi
1. Ağrı yönetimi
NSAID ± opioid ± gabapentin
2. Kilo kontrolü
3. Besinsel destekler
Omega-3, MSM, kondroitin, kolajen vb.
4. Fizik tedavi
5. Çevresel düzenleme
sıcak ve kuru ortam
yumuşak yatak
sabah sıcak uygulama ve masaj
kaygan zeminleri kaplama
merdiven ve sert oyunları kısıtlama
gerekirse rampa
Klinik Püf Noktası
Her ekleme ayrı ayrı TENS uygulamak çok zaman alır.
Bu nedenle hocanın yaklaşımı:
👉 Elektrotları brachial ve lumbosakral pleksus miyotom noktalarına yerleştirmek.
Böylece tüm bacakta analjezi sağlanır.
Tedavi Planı
İlk 4 seans
sıcak uygulama
lazer
giyilebilir PEMF
ev düzenlemesi
Evde:
günlük 30 dk TENS
Ağrı azaldıktan sonra
su altı yürüme bandı (5 dk → 20 dk)
propriosepsiyon ve denge egzersizleri
Sonuç
20 seans sonunda belirgin iyileşme
8 ay sonra 10 seanslık destek tedavisi
yaklaşık 2,5 yıl iyi fonksiyon
(Kaybı fizyoterapiyle ilgili değil; daha sonra gelişen dalak tümörü.)
Klinik mesaj:
Önce ağrıyı kır → hastanın güvenini kazan → egzersizi başlat → sürdürülebilir plan kur.
Olgu 2 – Pati
Lumbosakral Disk Protrüzyonu + Prostat Hiperplazisi
Şikayet
10 yaş pointer
6 aydır ilerleyen arka bacak ataksisi
kuyruk düşüklüğü
dışkılama güçlüğü
Tanı
BT’de lumbosakral disk protrüzyonu (cauda equina basısı)
Ek bulgu: prostat hiperplazisi
Klinik hatırlatma:
👉 Yaşlı erkek köpekte “dışkılama güçlüğü” varsa prostat muayenesi unutulmamalı.
Tedavi Süreci
Hasta yürüyebildiği için önce medikal tedavi:
gabapentin
prednizolon (15 gün)
Yanıt alınamayınca:
dorsal laminektomi
disk fenestrasyonu
Postoperatif Fizyoterapi
İlk 3 gün
soğuk uygulama
Sonrasında
sıcak uygulama
masaj
PROM / AAROM egzersizleri
Dikişler alındıktan sonra
TENS
terapötik ultrason (hareketli uygulanmalı)
Ek destek
PEMF
Sonuç
yaklaşık 25 seans sonrası normal fonksiyon
1 yıl sonra başka bir disk problemi gelişmiş, ancak hasta 15 yaşına kadar yaşamış.
Klinik mesaj:
LS disk hastalığında hasta yürüyebiliyorsa önce medikal + fizyoterapi düşünülmeli.
Olgu 3 – Mülayim (Kedi)
“Vasistas Pencere Sendromu”
Şikayet
5 yaş erkek kedi
vasistas pencereye sıkışma sonrası non-ambulatorik parapleji
Prognozu Belirleyen Faktör
👉 Derin ağrı duyusu pozitif.
Bu iyi prognoz göstergesidir.
Patofizyoloji
Asıl hasar arteriyel değil:
👉 venöz dönüşün kesilmesi
Bu nedenle kısa süreli bası bile ciddi miyelopati oluşturabilir.
Tedavi
TENS
PEMF
manuel terapi
PROM
Kontraktür ve kas atrofisini önlemek için.
Sonrasında
su altı yürüme bandı
denge egzersizleri
oyuncak ve ödül ile motivasyon
Sonuç
Yaklaşık 10 seans / 4–5 hafta içinde tamamen fonksiyonel iyileşme.
Klinik mesaj:
Kedilerde fizyoterapi zor olabilir, ancak hasta uyumluysa iyileşme çok hızlı olabilir.
Olgu 4 – Hera
FHNO Sonrası Kullanılmayan Bacak + Dilate Kardiyomiyopati
Şikayet
5,5 yaş Rottweiler
başka klinikte FHNO yapılmış
bacağını hiç kullanmıyor
ciddi kas atrofisi
Ek problem:
👉 Dilate kardiyomiyopati
Bu nedenle bazı tedavi yöntemleri kontrendike.
Görüntüleme
osteotomi hattı düzensiz
kemik çıkıntıları asetabuluma sürtüyor
ağrı oluşuyor
Tedavi
İlk seanslar
sıcak uygulama
TENS
lazer
Sonrasında
su altı yürüme bandı
akupunktur
20 seans sonra
ESWT (10 günde bir, 3 seans)
Amaç:
👉 kronik ağrıyı “akutlaştırarak” kırmak.
Sonuç
seansta bile yük vermeye başlıyor.
Tedavi sonunda parkta koşup oynayabilecek seviyeye geliyor.
Klinik mesaj:
Başarısız iyileşen cerrahi vakalarda doğru fizyoterapi sonucu tamamen değiştirebilir.
Olgu 5 – Helen / Gümüş (Kedi)
L3 Vertebra Kırığı
Şikayet
6 aylık kedi
yüksekten düşme sonrası non-ambulatorik paraparazi
Kritik Karar
Kırık:
instabil değil
omuriliğe bası yapmıyor
Bu nedenle cerrahi yapılmadı.
Tedavi
destekli bandaj
medikal tedavi
Bandaj sonrası
TENS
EMS ile paraspinal kas güçlendirme
lazer
su altı bant
Sonuç
25 seans sonunda yürüyebilir hale geliyor.
3 ay sonra tamamen normal.
Klinik mesaj:
Her vertebra kırığı ameliyat gerektirmez.
Olgu 6 – Bobi
Çoklu Hastalık, Düşük Beklentiyle Büyük Kazanç
Tanılar:
Chiari-like malformasyon
servikal syringomyelia
ileri mitral yetmezlik
koroid pleksus tümörü
Başlangıç durumu:
non-ambulatorik tetrapleji
derin ağrı duyusu pozitif
Kontrendikasyon Yönetimi
Kalp hastalığı nedeniyle:
tüm vücuda PEMF uygulanmadı
Bunun yerine:
lokal PEMF
düşük doz TENS
kuru yürüme bandı
Akuatik terapi uygulanmadı çünkü hasta tolere etmedi.
Sonuç
4 ay içinde:
ağrı belirgin azaldı
iştah düzeldi
uyku kalitesi arttı
ayağa kalkıp adım atabilir hale geldi
Daha sonra tümör progresyonu nedeniyle ötenazi yapılmış.
Klinik mesaj:
Her hasta tamamen iyileşmeyebilir.
Ama doğru fizyoterapi yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilir.
Soru-Cevaptan Önemli Bir Nokta
Tromboembolide Fizyoterapi
Özellikle kedilerde görülen aortik tromboz vakalarında:
Elektrofiziksel yöntemler kontrendikedir.
Çünkü:
inflamasyonu artırabilir
reperfüzyon hasarını kötüleştirebilir
Bu durumda uygulanabilecek yöntemler:
pasif / aktif eklem hareketleri
terapötik egzersiz
manuel terapi
Sıcak uygulama, TENS veya lazer kullanılmaz.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Dr. Veteriner Hekim Başar Ulaş Sayılkan: Pulmoner Hipertansiyon
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Dr. Veteriner Hekim Başar Ulaş Sayılkan/Pulmoner Hipertansiyon” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Pulmoner Hipertansiyon (PH)
Sayı Değil, Damar Yatağı Hastalığı
“Pulmoner hipertansiyon” kelimesini duyunca klinikte insanın içinden bir “dur bakalım” geçer. Çok sık karşılaştığımız bir tablo değildir. Ama yakaladığımızda da hafife alma lüksümüz yoktur.
Dr. Başar Ulaş Sayılkan’ın vurgusu net:
PH’yi önce tanı, sonra hangi tip olduğunu anla, ardından doğru yerden müdahale et.
Çünkü PH tek tip bir hastalık değildir. Aynı sonuca çıkan farklı yolların ortak adıdır.
1) Pulmoner Hipertansiyon Ne Anlatır?
Vücutta iki büyük dolaşım sistemi vardır:
Sistemik dolaşım (tüm vücuda giden kan)
Pulmoner dolaşım (akciğerlere giden kan)
Bu sistemlerde basınç dengesi (sistol–diyastol) bozulduğunda organlara giden kan akımı, yani perfüzyon, etkilenir. Perfüzyon bozulursa hücresel hasar başlar.
Pulmoner hipertansiyon dediğimiz durum:
👉 Akciğere giden damarlardaki basıncın normalin üzerine çıkmasıdır.
Normalde pulmoner damar yatağı düşük basınçlı ve düşük dirençli bir sistemdir. PH geliştiğinde bu sistem “rahat akış” modundan çıkar ve yüksek dirençli bir sisteme dönüşür.
Tanı açısından sayısal sınırlar şunlardır:
Sistolik pulmoner arter basıncı yüksek
Diyastolik pulmoner arter basıncı yüksek
Ortalama pulmoner arter basıncı 25 mmHg üzerinde
Ama klinikte asıl mesele rakam değil şudur:
PH bir basınç hastalığından çok, bir damar duvarı hastalığıdır.
2) Asıl Problem: Damar Duvarı Kalınlaşıyor
Pulmoner hipertansiyonun temelinde şunlar vardır:
Pulmoner damar duvarı kalınlaşır.
Damar içi daralır.
Kan akımına karşı direnç artar.
Bu durumda sağ kalp, kanı akciğere gönderebilmek için daha fazla güç harcamak zorunda kalır.
Başlangıçta vücut bunu telafi eder. Ancak süreç uzadıkça:
Arter, arteriyol ve venüllerde yapısal değişiklikler (remodeling) oluşur.
Damar elastikiyetini kaybeder.
Duvar neredeyse sert, skar dokusu gibi hale gelir.
Sonuç?
👉 Sağ kalp yetmezliği.
3) Neden Bu Kadar Sinsi?
Pulmoner damar yatağının yaklaşık %60’ı hasar görmeden belirgin PH gelişmeyebilir.
Yani hasta uzun süre hiçbir belirti göstermeyebilir.
Daha da çarpıcı olan:
Köpeklerin yaklaşık yarısında orta şiddette PH varken belirgin klinik bulgu olmayabilir.
Bu yüzden PH:
Geç belirti verir
Ani kötüleşebilir
Yakalandığında yönetimi zor olabili
4) Hangi Biyolojik Yollar PH’yi İlerletir?
Pulmoner damar tonusu üç ana sistem tarafından kontrol edilir:
1️⃣ Endotelin Sistemi
Güçlü damar daraltıcıdır (vazokonstriktör).
Endotelin artarsa damar daralması artar.
PH kötüleşir.
2️⃣ Nitrik Oksit (NO) Yolu
Damar gevşetici (vazodilatör).
NO azalırsa daralma baskın hale gelir.
3️⃣ Prostasiklin Yolu
Damar gevşetir.
Pıhtı oluşumunu azaltır.
Prostasiklin azalırsa:
Trombüs riski artar.
PH daha ağır seyreder.
Özetle:
Daraltan mekanizmalar artıp, gevşeten mekanizmalar azalınca PH ilerler.
5) Kedide mi Daha Sık, Köpekte mi?
Kedilerde
Daha çok doğumsal (konjenital) anomaliler ön plandadır.
Köpeklerde
En sık neden:
👉 Sol kalp hastalıkları, özellikle DMVD (Mitral kapak dejenerasyonu).
Mitral kapak hastalığı çok yaygındır. Ancak her DMVD hastası PH geliştirmez. Sadece küçük bir grup bu komplikasyona gider.
6) PH Sınıflandırması: Haritayı Bilmeden Tedavi Olmaz
PH tek başına bir hastalık değil, bir sonuçtur. Bu yüzden sınıflandırma hayati önem taşır.
1️⃣ Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH)
İdiyopatik olabilir
Soldan sağa şantlara (PDA, VSD) bağlı olabilir
2️⃣ Sol Kalp Hastalığına Sekonder PH
Köpeklerde en sık tablo
DMVD baş rolde
3️⃣ Solunum Sistemi Hastalıklarına Sekonder PH
Kronik hipoksi yapan durumlar
Fibrozis, kronik bronşit, pnömoni
4️⃣ Pulmoner Tromboemboliye (PTE) Sekonder PH
Hiperkoagülabilite
Endotel hasarı
Kan akımında yavaşlama
5️⃣ Paraziter Nedenler
Kalp kurdu (Dirofilaria) başta olmak üzere
6️⃣ Multifaktöriyel
Örneğin DMVD + kronik akciğer hastalığı birlikte
Klinik mesaj net:
“PH var” demek yetmez. Hangi grup?
7) Prekapiller mi Postkapiller mi?
Sahada hızlı düşünmek için önemli bir ayrım:
Prekapiller PH
Sorun akciğer damar yatağında.
(Kalp kurdu, PTE, akciğer hastalıkları)
Postkapiller PH
Sorun sol kalpte.
Sol atriyal basınç artışı nedeniyle pulmoner basınç yükselir.
(DMVD en tipik örnek)
Bu ayrım tedaviyi tamamen değiştirir.
8) Klinik Bulgular: Sağ Kalbin Sinyalleri
Belirtiler özgül değildir ama birlikte anlam kazanır:
Egzersiz intoleransı
Nefes darlığı
Halsizlik
iştahsızlık
Bayılma (senkop)
Öksürük
Siyanoz
Boyun venlerinde dolgunluk
Karında sıvı (asites)
Karaciğer büyümesi
Triküspit yetmezliğine bağlı üfürüm
Ancak tekrar vurgulayalım:
👉 Hafif ve orta PH’li hasta tamamen normal görünebilir.
9) Tanıda Sahadaki Altın Üçlü
1️⃣ Radyografi
Sağ kalp büyümesi
Pulmoner arter genişlemesi
Akciğer dokusunda değişiklik
Plevral sıvı / asites var mı?
2️⃣ Laboratuvar
Hemogram + biyokimya
Kan gazı
Koagülasyon profili
NT-proBNP, troponin (destekleyici)
Yıllık kalp kurdu testi
3️⃣ Ekokardiyografi (En Güçlü Araç)
Önemli parametreler:
TR jet hızı (Vmax)
3.4 m/sn ciddi şüphe
Basınç hesabı: 4 × V²
50 mmHg kötü
80 mmHg alarm
D-sign
Sağ basınç artışı septumu sola iter, sol ventrikül D şeklini alır.
Genellikle ileri evre göstergesidir.
Ana pulmoner arter / aorta oranı
1.2 dilatasyon lehine
RPAD indeksi
%36 altı → damar sertliği / PH lehine
Pulmoner akımda çentiklenme (notching)
İlerleyen PH’de tipiktir.
10) Tedavi: “Sildinefil Refleksi” Yeterli Değil
PH denince akla ilk gelen ilaç genellikle sildinefildir.
Ancak körlemesine başlanmamalıdır.
Prekapiller PH’de
Sildinefil etkili ve mantıklı bir seçenektir.
Postkapiller PH’de (ör. DMVD)
Sildinefil kardiyak output’u düşürebilir ve hastayı kötüleştirebilir.
Bu durumda öncelik:
Pimobendan
Sol kalp yükünü azaltmak
Venöz basıncı düşürmek
Ek olarak:
Hipoksik hastada oksijen
PTE’de antikoagülasyon
Kalp kurdu varsa guideline’a uygun tedavi
Özetle:
Biz PH’yi değil, PH’ye giden yolu tedavi ederiz.
Sonuç: PH’de Kazandıran Şey Net Düşünmedir
Pulmoner hipertansiyon tek bir hastalık değildir. Farklı nedenlerin aynı sonuca ulaşmasıdır.
Doğru sıralama şudur:
1. PH var mı?
2. Hangi grupta?
3. Prekapiller mi postkapiller mi?
4. Altta yatan neden ne?
5. Tedaviyi hastaya özel nasıl kurarım?
Bu sorulara sistematik cevap verdiğinizde, PH’nin o ürkütücü havası yerini yönetilebilir bir tabloya bırakır.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Dr. Veteriner Hekim Erman Koral/Kedi ve Köpeklerde Alt Üriner Sistem Hastalıkları
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Dr. Veteriner Hekim Erman Koral/Kedi ve Köpeklerde Alt Üriner Sistem Hastalıkları” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Alt Üriner Sistem Hastalıkları: Doğru Tanı, Doğru Yorum, Doğru Tedavi
Alt üriner sistem hastalıkları klinikte neredeyse her beş hastadan birinde karşımıza çıkacak kadar yaygın. Ancak bu kadar sık görülmesine rağmen, belirtileri birbirine çok benzediği için kolayca karışabiliyorlar.
Dr. Erman Koral’ın bu metin’de anlattıkları aslında sahada işimizi oldukça kolaylaştıran net bir yol haritası sunuyor:
İdrara doğru bak, örneği doğru al, pH–sediment–ultrason üçlüsünü doğru yorumla ve hastalığı doğru sınıfa yerleştir.
1) Alt üriner sistem hastalıkları neden bu kadar “baş belası”?
Sistit, taş ve kristal problemleri, kedilerde idiyopatik sistit (FUS/FLUTD) ve yaşlı hastalarda idrar kaçırma…
Hepsi aynı anatomik bölgede gelişir ve çoğu zaman benzer belirtilerle gelir.
Bu yüzden:
Çok sık görülürler,
Birbirine kolayca karışırlar,
Ve zaman zaman gözden kaçabilirler.
Yaşam boyu görülme oranı %14–20 arasındadır. Bunun pratik karşılığı şudur:
Kliniğe gelen her 5 hastadan biri alt üriner sistem problemi yaşayabilir.
2) “İdrar altındır” – Ama doğru alırsan
İdrar gerçekten altın değerinde bilgi verir. Ancak örnek yanlış alınırsa, altın diye bakır tartmış oluruz.
İdrar örneği iki şekilde alınabilir:
Spontan ürinasyon veya kompresyonla örnek alma
Üretra veya vajinal kontaminasyon riski yüksektir.
“Bakteri gördüm = enfeksiyon var” demek her zaman doğru değildir.
Sistosentez (tercihen ultrason eşliğinde)
Kontaminasyon riski yoktur.
Kültür ve antibiyogram için en doğru yöntemdir.
Net kural:
Kültür gönderecekseniz, örnek mutlaka sistosentez ile alınmalıdır.
Hayati bir detay daha:
Oda sıcaklığında bekleyen idrarda bakteriler 1 saat içinde ölmeye başlar.
Sediment 30 dakika içinde çökmeye başlar.
Eğer hemen bakmayacaksanız, örneği geciktirmeden laboratuvara gönderin.
3) Dipstick’te ilk bakılması gereken: pH
Kedi ve köpek idrarı normalde hafif asidiktir.
Normal pH aralığı: 5.5–6.5 (en fazla 7)
pH yükselmişse (7.5–9)
İlk akla gelen durum üriner enfeksiyondur.
Çünkü çoğu etken (E. coli, Klebsiella, Proteus, Pseudomonas gibi) üreaz pozitiftir ve idrarı alkaliye çeker.
pH düşmüşse (4.5–5.5)
Olası nedenler:
Diyabet
Böbrek yetmezliği (konsantrasyon kaybı)
Çok yüksek proteinli diyet
Ateş
Uzun süreli açlık
Ağır egzersiz
Kısacası:
pH, hastalığın yön tabelasıdır.
4) Protein, glikoz ve keton: “Kardeş üçlü”
Protein (+)
Protein üç farklı kaynaktan gelebilir:
Renal nedenler: Glomerulonefrit, böbrek yetmezliği
Prerenal nedenler: Hipertansiyon, ateş, ağır egzersiz
Postrenal nedenler: Sistit, kanama, idrarın mesanede uzun süre beklemesi
Kan ve lökosit de protein olarak algılanabildiği için, hematüride yalancı protein artışı sık görülür.
Glikoz (+)
“İdrarda glikoz varsa diyabettir” demek eksik bir yaklaşımdır.
En sık neden diyabettir.
Nadiren leptospiroz olabilir.
Kedilerde stres glikozürisi çok önemlidir.
Kedide idrarda glikoz gördüğünüzde, stres ihtimalini mutlaka değerlendirin.
Ayrıca akut pankreatit de glikoz artışına neden olabilir.
Keton (+)
Keton, genellikle glikoz artışının bir adım sonrasıdır.
Başlıca nedenler:
Diyabetik ketoasidoz (DKA)
Uzun süreli açlık
Düşük karbonhidratlı diyet
Gebelik
Keton pozitifliği, tablonun artık hafif olmadığını gösterir.
5) Sediment incelemesi: Klinik pratiğin turbo modu
Basit ama etkili bir yöntem:
İdrarı 5000 devirde 5 dakika santrifüjle.
Çökeltiyi lam üzerine al.
Mikroskopta incele.
Görülebilecek yapılar:
Eritrosit:
Kanama, taş, enfeksiyon, travma veya neoplazi düşündürür.
Lökosit:
Enfeksiyonu akla getirir ama tek başına kanıt değildir.
Bakteri:
Sistosentez örneğinde görülüyorsa anlamlıdır.
Epitel hücreleri:
Transisyonel: Mesane veya üreter inflamasyonu, taş, enfeksiyon
Skuamöz: Distal üretra veya vajinal kontaminasyon
Renal epitel: Böbrek kaynaklı hasar (AKI, tubuler nekroz vb.)
Silendir (cast):
Adını bilmek yeterlidir. Tipi (hyalin, granüler, waxy vb.) çoğu zaman klinik yaklaşımı değiştirmez.
6) Klinik bulgular: Sahip ne diyor, aslında ne oluyor?
Dizüri: Zor idrar yapma
Strangüri: Ağrılı idrar yapma
Pollakiüri: Sık ama az idrar
Hematüri: İdrarda kan
Periüri: Kum kabı dışına yapma (kedide tipik)
Noktüri: Gece idrara çıkma
Piyüri: İdrarda iltihap
Önemli fark:
Diyabette sık idrar = çok miktarda
Alt üriner hastalıklarda sık idrar = sık ama az miktarda
7) Bakteriyel sistit
Köpeklerde sık, kedilerde daha az görülür.
Risk faktörleri:
Dişi köpek olmak
Diyabet, Cushing, tiroid hastalığı
Altın ipucu:
Ürolitiazis varsa, arkasında çoğu zaman bakteri vardır.
Taş çözülürken antibiyotiği erken kesmek, alttaki bakteriye yeniden fırsat vermektir.
Tanı:
Sedimentte lökosit + bakteri + eritrosit
USG’de duvar kalınlaşması ve düzensizlik
Pıhtı/sediment görünümü (kar küresi veya pirinç tanesi gibi)
Tedavi yaklaşımı:
Gram-negatifleri hedefle.
Seçenekler:
Florokinolonlar (enrofloksasin, marbofloksasin, siprofloksasin)
Amoksisilin-klavulanat
TMP-sulfa
Kuşak sefalosporinler (sefadroksil, sefpodoksim)
Nitrofurantoin (mesanede birikir, güçlü üriner antiseptik)
Uyarı:
Florokinolon + nitrofurantoin birlikte verilmez (antagonizm).
Yılda:
<3 atak → sporadik
≥3 atak → rekürrent/kronik → kültür ve antibiyogram şarttır.
8) Kedilerde FUS/FLUTD: Çoğu zaman bakteri değil, stres
Kedilerin idiyopatik sistiti:
Bakterisizdir.
Stresle ilişkilidir.
Nüks oranı yüksektir (~%58).
Belirti paketi:
Pollakiüri
Periüri
Hematüri
Strangüri/dizüri
Burada kritik nokta: Stres kaynağını bulmak.
Bu stres, bizim düşündüğümüz “sınav stresi” değildir.
Küçük çevresel değişiklikler bile yeterlidir:
Mama saati veya markası değişti mi?
Mama/kum kabının yeri değişti mi?
Evde kalabalık arttı mı?
Aileden biri gidip geldi mi?
Badana, yeni koltuk, yeni TV?
Çoklu kedi evlerinde kaynak rekabeti?
Kural:
Kedi sayısı + 1 kadar kum kabı ve mama kabı olmalı.
Tanı ipuçları:
Bakterisiz idrar
Çoğu zaman belirgin duvar kalınlaşması yok
İdrar oldukça temiz görünebilir
Tedavi omurgası:
Çevresel düzenleme (MEMO):
Sessiz ve güvenli alan
Mama av/bulmaca şeklinde sunulmalı
Yatay ve dikey tırmalama tahtaları
Yüksek gözlem alanları
Akan su veya su şelalesi
Feromon difüzör
Gerekirse:
Analjezik
Anksiyolitik/antidepresan (amitriptilin, fluoksetin, klomipramin)
Üretral spazmda fenoksibenzamin
9) Taş ve kristaller: Şekli tanı, pH ile eşleştir
Strüvit
Bazik pH (7.5–9)
“Tabut kapağı” görünümü
Diyetle çözünebilir
Dirençliyse asetohidroksamık asit
Kalsiyum oksalat
Asidik pH (5–6)
“Zarf/kare” görünümü
Çözünmez, önleme esastır
Potasyum sitrat faydalıdır
Nadiren tiazid kullanılabilir
Sistin
Altıgen kristal
Düşük proteinli diyet + potasyum sitrat
Ürat / Amonyum biürat
Sarı, deniz kestanesi benzeri
Karaciğer hastalığı ile ilişkili
Allopurinol + düşük pürinli diyet
Irk notları:
Dalmaçyalı ve İngiliz bulldog: Ürat/amonyum biürat normal görülebilir
Newfoundland, teriyer, İngiliz bulldog, dev mastiff: Sistin daha sık
10) Prostat problemleri
Prostat büyüdüğünde:
Kolona bası yapar → ince şerit dışkı
Üretrayı sıkıştırır → dizüri
Arka bacaklarda tutukluk
Kronikte prepüsyal akıntı
USG’de normal prostat homojen ve parlaktır.
Gri-siyah alanlar prostatitis, kist veya apse düşündürür.
Tedavi:
Prostat bariyerini geçen antibiyotikler (klindamisin, TMP-sulfa, kloramfenikol, 3. kuşak sefalosporinler)
Semptomatik BPH’de finasterid kullanılabilir.
11) İdrar kaçırma: Depolama mı, boşaltma mı?
Depolama problemi
Uyurken veya yatarken kaçırma
Özellikle erken kısırlaştırılmış dişilerde sık
USMI / LMN mesane
Tedavi:
Fenilpropanolamin, östrojen
Boşaltma problemi
Tam boşaltamama
Kısa aralıklarla tekrar idrar yapma
Tedavi:
Betanekol, diazepam (gereğinde acepromazin veya sisaprid)
LMN fıtık varsa cerrahi gerekir.
12) Obstrüksiyon: Acil durum
Tıkanıklık olduğunda:
Mesane dolar
Basınç böbreğe geri gider
Akut böbrek yetmezliği ve hiperkalemi gelişebilir
Pratik yaklaşım:
Kateter ilerlemiyorsa 20–50 ml enjektörle flush
Olmazsa sedasyon ve düz kas gevşetme
Hiperkalemide dextroz + insülin
Mesaneyi boşaltmadan zorlamamak gerekir
Sonuç: Başarı, doğru sınıflandırmada
Alt üriner sistem hastalıklarında başarı şu üç adıma bağlıdır:
İdrarı doğru almak
pH–dipstick–sediment üçlüsünü doğru yorumlamak
Ultrason ile tabloyu tamamlamak
Sistit mi?
FLUTD mi?
Taş mı?
Prostat problemi mi?
İdrar kaçırma mı?
Doğru tanımlarsan, doğru tedaviyi seçersin.
Alt üriner sistem hastalıkları, “bir antibiyotik ver geçer” yaklaşımıyla yönetilemez.
Neyi tedavi ettiğini doğru isimlendirdiğin anda, işin yarısını bitirmiş olursun.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Dr. Veteriner Hekim Onur İskefli: Dilate Kardiyomiyopati
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Dr. Veteriner Hekim Onur İskefli/Dilate Kardiyomiyopati” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Köpeklerde Dilate Kardiyomiyopati (DKM)
Sessizce İlerler, Bir Gün Ani Bayılmayla Ortaya Çıkabilir
Bazı hastalıklar vardır; dışarıdan bakıldığında “birden bire oldu” gibi görünür. Oysa aslında aylar, hatta yıllar boyunca yavaş yavaş ilerlemiştir. Köpeklerde dilate kardiyomiyopati (DKM) tam olarak böyle bir hastalıktır.
Genellikle büyük ve orta ırk köpeklerde görülür ve uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak bir gün köpek aniden bayılabilir, hızlı nefes almaya başlayabilir ya da çabuk yorulabilir. İşte o noktada hastalık artık ileri bir aşamaya geçmiş olabilir.
DKM uzun yıllar sadece genetik bir hastalık olarak düşünülüyordu. Ancak artık biliyoruz ki tablo sadece kalıtımla ilgili değildir. Beslenme şekli, bazı ilaçlar ve başka hastalıklar da DKM gelişimine katkıda bulunabilir.
1. DKM Nedir?
Kalbin Gücünü Kaybetmesi
DKM bir kalp kası hastalığıdır.
Bu hastalıkta:
Kalbin iç boşlukları büyür.
Kalp duvarları incelir.
Kalbin kanı pompalama gücü azalır.
Yani kalp hacim olarak büyür ama güç olarak zayıflar.
Daha büyük görünür, ama daha az etkili çalışır.
2. Neden Oluşur? Sadece Genetik Değil
Genetik Yatkınlık
Doberman ve Boxer gibi bazı ırklar daha risklidir. Bu ırklarda hastalık daha sık görülür.
Ancak genetik tek sebep değildir.
Beslenmeye Bağlı Nedenler
Taurin Eksikliği
Taurin, kalp kası için önemli bir amino asittir. Eksikliği kalp kasının zayıflamasına neden olabilir.
Karnitin Eksikliği
Özellikle bazı spaniel ırklarında kalp kası sorunlarına yol açabilir.
Uzun Süre Tahılsız Mama Kullanımı
Bazı tahılsız mamalarda bitkisel protein oranı yüksektir. Bu durum zamanla taurin dengesini etkileyebilir. Irk yatkınlığı olmasa bile uzun süreli yanlış beslenme kalp kasını zayıflatabilir.
İlaçlar ve Diğer Hastalıklar
Bazı kemoterapi ilaçları kalp kasına zarar verebilir.
Hormon hastalıkları (örneğin böbrek üstü bezi hastalıkları) kalbi uzun vadede yıpratabilir.
Özetle DKM bazen kalıtsaldır, bazen yanlış beslenmenin sonucudur, bazen de başka bir hastalığın etkisiyle gelişir.
3. Hastalık İki Dönemden Geçer
1️⃣ Belirti Vermeyen (Gizli) Dönem
Bu dönemde köpek tamamen normal görünür.
Hiçbir şikâyet yoktur.
Ancak kalp kası yavaş yavaş zayıflamaya başlamış olabilir.
Bu yüzden riskli ırklarda düzenli kalp kontrolü çok önemlidir.
2️⃣ Belirti Veren Dönem
Artık hastalık dışarıdan fark edilir hale gelir.
Şu belirtiler görülebilir:
Çabuk yorulma
Nefes nefese kalma
Öksürük
Karında sıvı birikmesi
Aniden bayılma
Buradaki “bayılma” (tıbbi adıyla senkop), beynin kısa süreli kan akımı azalması nedeniyle hayvanın birkaç saniyeliğine bilincini kaybetmesidir. Genellikle hızla toparlar ama bu durum ciddi kalp ritim bozukluklarının işareti olabilir.
Önemli klinik refleks:
Ani bayılma varsa mutlaka EKG çekilmelidir.
4. DKM’de Hangi Belirtiler Görülür?
Sol Taraflı Kalp Yetmezliği Belirtileri
Hızlı nefes alma
Egzersiz intoleransı
Bazen öksürük
Sağ Taraf da Etkilenirse
Karında sıvı birikmesi (asites)
En Tehlikeli Durum: Ritim Bozuklukları
Kalp düzensiz atmaya başlayabilir.
Bu ritim bozuklukları bazen ani bayılmaya, hatta ani ölüme yol açabilir.
5. Öksürük Her Zaman Akciğer Ödemi Demek Değildir
Kalp hastası her zaman öksürmez.
Kalbe bağlı öksürük genellikle kalbin büyüyüp bronşlara baskı yapmasıyla olur.
Akciğerlerde sıvı birikmesi varsa (akciğer ödemi), köpek ciddi nefes darlığı yaşayabilir ama her zaman öksürmeyebilir.
Bu nedenle:
Öksürük yok diye kalp hastalığını dışlamamak gerekir.
Öksürük var diye de hemen akciğer ödemi dememek gerekir.
6. Tanı Nasıl Konur?
Fizik Muayene
Her şey dikkatli bir klinik muayene ile başlar.
EKG
Kalp ritmini değerlendirir.
Özellikle ani bayılma yaşayan hastalarda hayati önemdedir.
Röntgen
Kalp büyümüş mü, akciğerde sıvı var mı gösterir.
Ekokardiyografi (Kalp Ultrasonu)
DKM tanısını netleştiren en önemli yöntemdir.
Kalbin büyüklüğü ve pompalama gücü burada ölçülür.
7. Tedavi Nasıl Planlanır?
Tedavi hastalığın evresine göre değişir.
Belirti Yoksa
Düzenli takip
Ağır egzersizden kaçınma
Gerekirse beslenme düzenlemesi
Pompalama Gücü Azalmışsa
Pimobendan gibi kalbin kasılma gücünü artıran ilaçlar
Kalp Yetmezliği Gelişmişse
Genellikle şu ilaçlar birlikte kullanılır:
Diüretikler (vücuttaki fazla sıvıyı atmak için)
ACE inhibitörleri
Pimobendan
Spironolakton
Ritim bozukluğu varsa ona özel ilaçlar eklenir.
8. Evde Takip Çok Önemli
Hasta sahiplerine en önemli öneri:
Uyurken solunum sayısını takip edin.
Dakikada 30’un üzerindeki solunum sayısı, akciğerlerde sıvı birikiminin erken işareti olabilir.
Erken fark edilirse kriz büyümeden müdahale edilebilir.
9. Akut Durumda Panik Yönetimi
Akciğer ödemi yaşayan köpekler ciddi bir boğulma hissi yaşayabilir. Bu durum hem hasta hem de hekim için zorlayıcıdır.
Bu aşamada:
Hayvanın sakinleştirilmesi tedavinin bir parçasıdır.
Butorfanol bu amaçla güvenle kullanılabilir.
Sonuç: DKM’de En Önemli Şey Erken Yakalamaktır
Bu hastalık uzun süre sessiz kalabilir.
Belirti ortaya çıktığında süreç çoğu zaman ilerlemiştir.
Unutulmaması gereken üç temel nokta:
DKM sadece genetik değildir; beslenme hikâyesi mutlaka sorgulanmalıdır.
Belirti vermeyen dönemde yakalanan hastaların yaşam süresi ve kalitesi çok daha iyidir.
Ani bayılma kalp ritim bozukluğunun işareti olabilir; EKG ihmal edilmemelidir.
Kalp büyüyebilir.
Ama erken tanı sayesinde oyunun gidişatı değiştirilebilir.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme”oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Bağırsak Sağlığı Neden Bu Kadar Önemli? Mikrobiyomun Veterinerlikte Değiştirdiği Bakış Açısı
Veterinerlikte bazı konular vardır; derslerde öğreniriz, klinikte uygularız ama gerçek önemini sahada çalıştıkça fark ederiz. Bağırsak sağlığı bu konuların başında gelir. Çünkü konu yalnızca “ishal oldu, mama değiştir” kadar basit değildir. Bağırsaklar; bağışıklık sistemi, davranış, deri ve tüy sağlığı, hatta yaşlanma süreci gibi pek çok sistemi sessizce yöneten büyük bir merkezdir.
Profesör Doktor Pınar Saçaklı’nın “İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme” başlıklı konuşması, bu gerçeği çok net bir şekilde yeniden hatırlattı. Konuşmanın temel mesajı şuydu:
“Bağırsak, vücudun içindeki dinamik bir ekosistemdir. Bunu anlayan hekim oyunu değiştirir.”
2500 Yıllık Bir Cümle Hâlâ Geçerli: “Hastalık Bağırsakta Başlar”
Hipokrat’ın M.Ö. 460 yılında söylediği “Bütün hastalıklar bağırsaklarda başlar” sözü, bugün modern bilim tarafından tekrar doğrulanıyor. Gelişen moleküler analiz teknikleri sayesinde artık şunu çok daha net biliyoruz:
Bağırsak yalnızca sindirim ve emilim yapan bir organ değildir. Aynı zamanda:
Vücuda giren patojenlere karşı ilk savunma hattıdır
Bağışıklık hücrelerinin yaklaşık %70’ini barındıran en büyük immün organdır
Mikrobiyom olarak adlandırılan dev bir mikroorganizma ekosisteminin evidir
Bu nedenle bağırsak sağlığı bozulduğunda karşımıza çıkan tablo yalnızca ishal değildir; zincirleme ve sistemik bir sorunlar bütünü başlar.
Bağırsak Sağlığı Üç Temel Denge Üzerine Kuruludur
Bağırsak bütünlüğü üç ana yapıdan oluşan bir denge sistemiyle ayakta durur:
1. Histomorfoloji – bağırsak duvarının yapısal bütünlüğü
2. Mikrobiyota / mikrobiyom – bağırsakta yaşayan mikroorganizmalar
3. İmmün sistem hücreleri
Bu üç yapıdan biri zayıfladığında diğerleri de etkilenir. Gerçek anlamda sağlıklı bir bağırsak, bu üç bileşenin birlikte ve uyum içinde çalışmasıyla mümkündür.
Histomorfoloji: Hızlı Yenilenen Ama Hassas Bir Doku
Bağırsak epiteli vücuttaki en hızlı yenilenen dokulardan biridir. Villuslar yaklaşık 3–5 günde bir dökülür ve yeniden oluşur. Bu durum iki önemli sonucu beraberinde getirir:
Bağırsak kendini çok hızlı onarabilir
Ancak yeterli enerji ve besin desteği yoksa aynı hızla hasar da görebilir
Goblet hücrelerin ürettiği mukus tabakası ilk savunma hattını oluşturur. Bunun altında yer alan tight junction (sıkı bağlantı) proteinleri ise hücreler arası bariyeri sağlar. Bu yapı bozulduğunda hücre araları açılır, patojenler bağırsak duvarından geçer ve enfeksiyon süreci başlar. Bu nedenle “bağırsak bariyeri” klinik pratikte düşündüğümüzden çok daha kritik bir rol oynar.
Mikrobiyota ve Mikrobiyom: Aynı Şey Değil
Konuşmada özellikle altı çizilen önemli bir kavram ayrımı vardı:
Mikrobiyota: Bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların kim olduğu ve sayısı
Mikrobiyom: Bu mikroorganizmaların genleri, birbirleriyle ve konakla etkileşimleri ve üstlendikleri görevler
Yani mikrobiyomdan bahsettiğimizde yalnızca bakteri sayısını değil; metabolit üretimini, bağışıklık üzerindeki etkileri, sindirime katkıyı ve hatta davranış üzerindeki sonuçları da kapsayan geniş bir sistemden söz ediyoruz.
Mikrobiyom Doğumda Başlar, Beslenmeyle Şekillenir
Bağırsak mikrobiyomu doğum anında oluşmaya başlar.
Normal doğumda, anne florası yavruya geçer; bu durum doğal bir bağışıklık eğitimi gibidir
Sezaryen doğumda ise çevre ve deri florası baskın olur; ayrıca antiseptik ve antibiyotik etkileri devreye girer
Daha sonraki süreçte mikrobiyomu etkileyen başlıca faktörler şunlardır:
Çevre koşulları
Antibiyotik ve ilaç kullanımı
Stres
Yaş
Irk ve tür
Beslenme
Bunların içinde mikrobiyomu en hızlı ve en güçlü şekilde etkileyen faktör beslenmedir.
Mikrobiyomun Üretimi: Faydalı ve Zararlı Metabolit Dengesi
Bağırsaktaki bakteriler, besinleri fermente ederek kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) üretir:
Asetat
Propiyonat
Bütirat
Özellikle bütirat, bağırsak hücrelerinin ana enerji kaynağıdır ve tight junction yapılarının güçlenmesini sağlar.
Ancak tüm bakteriyel üretim faydalı değildir. Bazı bakteriler protein fermentasyonu sonucunda amonyak gibi zararlı metabolitler üretir. Bu nedenle bağırsakta sürekli bir “iyi üretim – kötü üretim” dengesi vardır. Disbiyoziste asıl problem tek bir patojen değil, bu üretim dengesinin bozulmasıdır.
Disbiyozis Enfeksiyon Değildir
Konuşmanın klinik açıdan en önemli mesajlarından biri şuydu:
Disbiyozis, tek bir patojenin artışı değil; bağırsak ekosisteminin dengesinin bozulmasıdır.
Bu nedenle antibiyotikler çoğu disbiyozis vakasında çözüm değil, sorunu derinleştiren bir faktördür. Çünkü antibiyotikler zararlı bakterilerle birlikte faydalı bakterileri de yok eder.
Disbiyoziste sık görülen belirtiler şunlardır:
Akut veya kronik ishal
Kusma
Gaz ve kötü koku
İştahsızlık
Davranış değişiklikleri ve anksiyete
Eklem ağrıları ve deri problemleri
Yani bağırsaktaki dengesizlik, tüm vücudu etkileyen geniş bir tabloya dönüşür.
Probiyotik, Prebiyotik ve Simbiyotik Ne Zaman Kullanılmalı?
Probiyotikler: Canlı faydalı mikroorganizmalardır.
pH’ı düşürür
Patojenleri rekabetle baskılar
Antimikrobiyal maddeler üretir
Bağırsak bariyerini güçlendirir
Prebiyotikler: Konağın sindiremediği, kalın bağırsağa ulaşıp faydalı bakterileri besleyen liflerdir.
Probiyotiklerin çoğalmasını sağlar
SCFA üretimini artırır
Simbiyotikler: Probiyotik ve prebiyotiğin birlikte kullanıldığı kombinasyonlardır.
Buradaki kritik nokta şudur: Prebiyotikler esas olarak kalın bağırsakta etkilidir. Bu nedenle destek planı yapılmadan önce ishalin tipi mutlaka ayırt edilmelidir.
İnce Bağırsak mı, Kalın Bağırsak İshali mi?
İnce bağırsak ishali:
Dışkı miktarı artar
Yağlı ve hacimli dışkı görülebilir
Kilo kaybı belirgindir
Kan sindirilmiş olabilir
Kalın bağırsak ishali:
Dışkı miktarı normal ya da azdır
Dışkılama sıklığı artar
Mukus belirgindir
Taze kırmızı kan görülebilir
Disbiyozisin asıl sahnesi çoğunlukla kalın bağırsaktır. Bu nedenle kalın bağırsak ishallerinde prebiyotik ve lif desteği çok daha anlamlıdır.
Gelecek: Kişiselleştirilmiş Besleme Dönemi
Mikrobiyom araştırmalarının yönü artık netleşmiştir:
Her bireyin çekirdek mikrobiyomunu tanımak
Buna uygun, kişiye ya da hayvana özel besleme ve takviye planları oluşturmak
Yani tek tip reçetelerin dönemi kapanıyor. Mikrobiyom temelli bireysel besleme çağı başlıyor. Bu süreçte:
Yeni probiyotik ve prebiyotik türleri
Davranış–mikrobiyom ilişkileri
Yaşlanma ve uzun yaşam stratejileri
çok daha görünür hâle gelecek.
Sonuç: Bağırsak Ekosistemini Yöneten Hekim, Kliniği Yönetir
Bu konuşma bize bir kez daha şunu gösterdi:
Bağırsak sağlığı veterinerlikte ikincil bir konu değildir. Besleme, klinik başarı, davranış, bağışıklık ve yaşlanma burada düğümlenir.
Belki de yeni dönemin en net cümlesi şudur:
“Bağırsak ekosistemini yönetemeyen, hastalığı yönetemez.”
Ve konuşmanın en güçlü özeti yine hocanın sözlerinde saklıydı:
“İçimizdeki dünya çok akıllı ve çok dinamik. Biz de buna uygun şekilde daha akıllı ve daha dinamik hekimler olmak zorundayız.”
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Prof. Dr. Hakan Salcı ile – Kedi ve Köpeklerde Toraks, Kalp ve Damar Cerrahisi
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Hakan Salcı ile – Kedi ve Köpeklerde Toraks, Kalp ve Damar Cerrahisi”oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Kedi ve Köpeklerde Toraks, Kalp ve Damar Cerrahisi: Nefesin ve Dolaşımın Hayati Yolculuğu
Vet Summit’in klinik bilimler sahnesinde bu kez, patili dostlarımızın yaşamını doğrudan etkileyen son derece kritik bir alan ele alındı: kedi ve köpeklerde toraks (göğüs), kalp ve damar cerrahisi.
Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Prof. Dr. Hakan Salcı, oturum boyunca hem temel anatomiyi hem de klinikte sık karşılaşılan acil durumları vaka örnekleriyle anlattı.
Biz de Kito olarak bu değerli oturumdan çıkan bilgileri, patili ebeveynlerin kolayca anlayabileceği bir dille derledik. Çünkü bazen basit gibi görünen bir nefes darlığı ya da çabuk yorulma, aslında çok daha ciddi bir sorunun ilk işareti olabiliyor.
Toraks Nedir ve Neden Bu Kadar Önemlidir?
Toraks, yani göğüs boşluğu, vücudun en hayati iki sistemine ev sahipliği yapar:
Solunum sistemi: Akciğerler
Dolaşım sistemi: Kalp ve büyük damarlar
Bu bölgedeki problemler doğrudan nefes almayı ve kan dolaşımını etkilediği için, toraks cerrahisi veteriner hekimliğin en hassas alanlarından biridir.
Prof. Dr. Hakan Salcı’nın özellikle altını çizdiği önemli nokta şuydu:
Toraks cerrahisine girmeden önce anatomi ve fizyoloji çok iyi bilinmelidir.
Çünkü cerrahiye sağdan ya da soldan yaklaşmak, hem ulaşılacak organı hem de uygulanacak tekniği tamamen değiştirebilir.
Toraks Cerrahisinin En Sık Nedenleri
Toraksla ilgili cerrahi gerektiren durumlar genel olarak iki ana grupta incelenir:
1) Travmatik Nedenler (Ani gelişen durumlar)
En sık karşılaşılan travmatik nedenler şunlardır:
Trafik kazaları
Yüksekten düşmeler
Kavga ve ısırık yaraları
Künt travmalar (çarpma, ezilme gibi)
Bu tür durumlarda kaburga kırıkları, akciğer zedelenmeleri ya da göğüs boşluğuna hava kaçışı gibi acil müdahale gerektiren tablolar ortaya çıkabilir.
2) Travmatik Olmayan Nedenler (Doğuştan ya da sonradan gelişen)
Bazı durumlar ise travma olmadan gelişir:
Doğumsal kalp anomalileri
Akciğer tümörleri
Özofagusta (yemek borusunda) yabancı cisimler
Plevra veya perikard boşluğunda sıvı birikimi
Bu sorunların bazıları uzun süre sessiz ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli veteriner kontrolleri, erken tanı açısından büyük önem taşır.
Acil Bir Durum: Pnömotoraks (Göğüs Boşluğunda Hava Birikmesi)
Oturumda en detaylı ele alınan konulardan biri pnömotoraks oldu.
Basitçe anlatmak gerekirse:
Pnömotoraks, göğüs boşluğuna hava kaçması ve bunun sonucunda akciğerin kısmen ya da tamamen çökmesi durumudur.
Bu tablo genellikle travmaya bağlı gelişse de, bazen akciğerdeki bir lezyon veya tümör nedeniyle kendiliğinden de ortaya çıkabilir.
Evde fark edilebilecek “acil” belirtiler:
Ağız açık nefes alma
Belirgin nefes darlığı
Çok hızlı soluma
Halsizlik ve çökmüş duruş
Morarma veya solgunluk
Ani ve hızlı kötüleşme
Hakan Hoca’nın vurguladığı gibi:
Pnömotoraks acil bir durumdur ve ilk hedef nefesi ve dolaşımı stabilize etmektir.
Gerekli durumlarda göğüs tüpü yerleştirilerek içerideki hava dışarı alınır ve akciğerin yeniden genişlemesi sağlanır.
Şilotoraks: Göğüs Boşluğunda Lenf Sıvısı Birikmesi
Evet, bazen göğüs boşluğunda süt beyazı renkte lenf sıvısı birikebilir. Bu duruma şilotoraks adı verilir.
Klinikte en sık şu belirtilerle karşımıza çıkar:
Nefes darlığı
Egzersiz intoleransı (çabuk yorulma)
İştahsızlık
Kilo kaybı
Tanıda, göğüs boşluğundan alınan sıvının süt beyazı görünümü ve trigliserit düzeyleri yol göstericidir.
Tedavi bazı vakalarda medikal olarak yürütülürken, bazı durumlarda cerrahi girişim (örneğin torasik ductus ligasyonu) gerekebilir.
Doğumsal Bir Kalp Sorunu: PDA (Patent Ductus Arteriosus)
Oturumda ele alınan bir diğer önemli konu PDA idi.
Bu durum, yavru döneminde kapanması gereken bir kalp bağlantısının açık kalması anlamına gelir.
PDA’lı yavrularda şu belirtiler görülebilir:
Çabuk yorulma
Nefes nefese kalma
Büyüme geriliği
Akciğer ödemi
İleri görüntüleme yöntemleri (ekokardiyografi, BT, MR) ile tanı netleştirilir. Çoğu vakada bu açıklık cerrahi olarak kapatılır.
Başarılı bir operasyon sonrasında kalbin üzerindeki yük azalır ve patili dostun yaşam kalitesi belirgin şekilde artar.
Cerrahinin Sessiz Kahramanı: Ameliyat Sonrası İzlem
Toraks ve kalp-damar cerrahilerinde süreç yalnızca ameliyatla sınırlı değildir.
Başarıyı belirleyen birçok kritik detay vardır:
Anestezi sırasında tam monitörizasyon
Kan gazı, oksijen satürasyonu ve EKG takibi
Drenlerin doğru süreyle yönetilmesi
Ameliyat sonrası etkili ağrı kontrolü
Sakin ve stressiz bir iyileşme ortamı
Tüm bu adımlar, patili dostlarımızın güvenli bir şekilde iyileşmesinin temelini oluşturur.
Beslenme Bu Sürecin Neresinde?
Toraks ya da kalp-damar problemi yaşayan patili dostlarımız için beslenme, iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır.
Çünkü:
Vücut kendini onarmak için kaliteli proteine ihtiyaç duyar.
Bağışıklık sistemi stres altındadır ve desteklenmelidir.
İştah azalabileceği için, küçük porsiyonlarda yüksek besin değeri tercih edilmelidir.
Kito olarak biz, veteriner hekimlerle birlikte geliştirdiğimiz taze ve doğal içerikli ürünlerle patili dostlarımızın bu hassas dönemlerinde de yanında olmayı önemsiyoruz.
Unutmayın, her patili dostun ihtiyacı farklıdır; beslenme planı mutlaka veteriner hekiminizle birlikte oluşturulmalıdır.
Kısacası…
Bu oturum bize bir kez daha şunu hatırlattı:
Nefes ve dolaşım, patili dostlarımızın yaşamının tam merkezinde yer alır.
Göğüs, kalp ve damarlarla ilgili sorunlarda erken fark etmek ve zamanında veteriner desteği almak hayat kurtarır.
Eğer patili dostunuzda nefes alışında değişiklik, ani halsizlik ya da çabuk yorulma gibi belirtiler fark ederseniz, “geçer” demeden mutlaka bir veteriner hekime danışın.
Patili dostlarımızın sağlıklı, uzun ve neşeli bir ömür sürmesi için hep birlikte buradayız.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Prof. Dr. Duygu Dalğın ile – Veteriner Sahada Geleceğe Bakış: Potansiyeller, Fırsatlar, Fark Yaratmak
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Duygu Dalğın ile – Veteriner Sahada Geleceğe Bakış: Potansiyeller, Fırsatlar, Fark Yaratmak” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veterinerlikte Yeni Oyun: Klinikler Nereye Gidiyor, Biz Nereye Bakmalıyız?
Veteriner fakültesinde okurken çoğumuzun zihninde benzer bir “gelecek fotoğrafı” vardır: Mezun olur olmaz bir klinik açmak, birkaç yıl içinde düzeni kurmak ve aşı–parazit–rutin muayene döngüsüyle iyi bir hayat inşa etmek… Bundan 10–15 yıl önce bu hayal büyük ölçüde gerçekçiydi. Ancak bugün tablo ciddi biçimde değişmiş durumda. Üstelik bu değişim sadece Türkiye’ye özgü değil; veterinerlik sektörü dünya genelinde başka bir yöne doğru evriliyor.
Profesör Doktor Duygu Dağınlı’nın konuşması tam olarak bu kırılma noktasına odaklanıyor. Verdiği temel mesaj son derece net:
“Eski oyunu oynarsak kaybederiz. Yeni oyunu kurarsak kazanırız.”
1. Gerçekle Yüzleşelim: Sayımız Çok Fazla
Türkiye’de veteriner fakültesi ve mezun sayısı, rekabeti artık “normal” seviyenin çok ötesine taşımış durumda. Hoca bunu şu örnekle açıklıyor:
ABD’de 360 milyon nüfusa karşılık yalnızca 28 veteriner fakültesi bulunuyor ve yılda yaklaşık 2650 mezun veriliyor.
Almanya, Hollanda ve Kanada gibi ülkelerde fakülte sayıları bundan da az.
Türkiye’de ise 32 fakülte ve yılda 3000’e yakın mezun var.
Bu tablo moral bozmak için değil, doğru strateji kurmak için önemli. Çünkü arz fazlası olan bir sektörde “herkesin yaptığı işi yapmak”, ayakta kalma ihtimalini ciddi biçimde azaltıyor.
Özetle:
Klinik açmak artık mezuniyet sonrası otomatik bir adım değil; ciddi bir iş planı ve risk analizi gerektiren bir girişim.
2. Hollanda Örneği: Kaynak Azsa Oyun Biter mi? Hayır.
Konuşmanın en çarpıcı örneklerinden biri Hollanda’ydı. Küçücük bir ülke. Topraklarının büyük kısmı tuzlu. Tarıma elverişsiz.
Ama buna rağmen dünyanın en büyük ihracatçıları arasında.
Nasıl başarıyorlar?
Katma değer üreterek ve “re-export” modeliyle.
Yani başka ülkelerde üretilen ham ürünleri alıyor, teknoloji ve işleme katıyor, sonra çok daha yüksek fiyatlarla yeniden ihraç ediyorlar.
Buradan çıkan temel mesaj şu:
“Kaynaklarımız sınırlı olabilir, şartlar zor olabilir; ama doğru stratejiyle lider olmak mümkün.”
Veterinerlikte de aynı bakış açısına ihtiyaç var. Eskiye tutunmak yerine, katma değeri yüksek yeni alanlara yönelmek gerekiyor.
3. Pet Sahipliği Değişti, Klinik Geliri Daralıyor
Türkiye’de uzun yıllar boyunca pet sahiplerinin veteriner hekimlere geliş nedeni ağırlıklı olarak aşı ve parazit uygulamalarıydı. Ancak hocaya göre bu model artık sürdürülebilir değil.
Yapılan araştırmalar şunları gösteriyor:
Kedi sahipleri arasında, özellikle pandemi sonrasında, aşı karşıtlığı artıyor.
Veteriner ziyaretleri çoğunlukla hastalık nedeniyle değil, rutin işlemler için yapılıyor.
Davranış sorunları ve psikiyatrik destek için kliniğe geliş neredeyse yok denecek kadar az.
Bu ne anlama geliyor?
“Bir klinik yalnızca aşı ve parazitle ayakta duruyorsa, o klinik modeli fiilen bitmiş demektir.”
Bu sert ama gerçekçi bir tespit. Yeni gelir modelleri ve yeni hizmet alanları geliştirilmezse, pek çok klinik ya kapanacak ya da ciddi şekilde küçülmek zorunda kalacak.
4. Asıl Büyük Dalga: Geriatri ve Longevity
Bugün klinik popülasyonuna bakıldığında kedi ve köpeklerin belirgin şekilde yaşlandığı görülüyor. Hastaların önemli bir bölümü artık geriatrik.
Hoca bu noktada çok net:
Kedilerde 11 yaş üzeri oran neredeyse %50’ye ulaşmış durumda.
Köpeklerde de benzer şekilde yüksek bir yaşlanma oranı var.
6 yaşından sonra klinik ziyaret sıklığı dramatik biçimde artıyor.
Bu tablo şunu gösteriyor:
Geriatri bilgisi olmadan pet hekimliği yapmak artık mümkün değil.
Ancak asıl büyük trend bunun da ötesinde: Longevity ve wellness.
İnsanlarda dev bir pazar haline gelen “uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma” yaklaşımı, hızla pet dünyasına da taşınıyor. ABD’de evcil hayvanlar için:
DNA metilasyon ve hücresel yaş testleri satılıyor.
Sahip, evde sürüntü alıp laboratuvara gönderiyor.
Hayvanın kronolojik yaşı değil, biyolojik yaşı ölçülüyor.
Veteriner, buna göre supplement ve yaşam protokolü oluşturuyor.
Altı ay sonra test tekrar edilerek yaşın geri çekilmesi hedefleniyor.
Bu, veterinerlikte tamamen yeni bir tedavi anlayışı anlamına geliyor.
Daha da çarpıcı olan ise şu:
Köpeklerde IGF hormonunu düşürmeye yönelik “longevity aşıları” FDA onayı aldı ve 2026’da pazara çıkması bekleniyor.
Hoca bunu adeta bir alarm gibi dile getiriyor:
Dünya yeni bir tedavi paradigmasına geçti ve biz çoğu zaman bunun farkında bile değiliz.
5. Integratif / Bütüncül Tıp: Kaymak Neden Başkasına Gidiyor?
Bugün akupunkturdan fitoterapiye, davranış danışmanlığından rehabilitasyona kadar geniş bir bütüncül tıp pazarı var. Ancak bu alanın ekonomik getirisi çoğu yerde veterinerlerin değil, sektör dışı kişilerin elinde.
Sebep net:
Biz konfor alanımızdan çıkmıyoruz.
Hoca bunu çok açık bir örnekle anlatıyor:
“Veteriner telepat diye bir alan var, randevu bulamıyorsunuz, inanılmaz paralar kazanılıyor. Onayladığım için söylemiyorum; biz girmediğimiz için kazanç oraya gidiyor.”
Integratif tıpta pek çok seçenek bulunuyor:
Akupunktur
Rehabilitasyon ve fizyoterapi
Lazer terapi
Fitoterapi ve supplementasyon
Rejeneratif tıp (kök hücre, PRP, ekzozom)
Hiperbarik oksijen
Klinik beslenme
Davranışsal tıp ve psikiyatri
Buradaki ana fikir çok net:
“Mahalledeki 15 yıllık hekimle aynı işi yaparsan, hasta neden sana gelsin?”
Fark yaratmadan ayakta kalmak mümkün değil.
6. Pet-Tech ve Giyilebilir Teknoloji
Konuşmanın en heyecan verici bölümlerinden biri teknoloji başlığıydı. Çünkü pet sektörü, insan sağlığı teknolojilerini inanılmaz bir hızla kopyalıyor.
Örnekler:
Sadece ilgili hayvan yaklaştığında açılan akıllı mama kapları
Sağlık verisi toplayan tasmalar
Kedi ve köpekler için glikoz sensörleri (Freestyle Libre gibi)
Anksiyete yelekleri, otomatik tuvaletler, davranış izleme sistemleri
Türkiye’de bu alanda üretim neredeyse yok. Bu nedenle hocanın önerisi çok net:
“Mühendislerle iş birliği yapın, pet-tech girişimleri kurun.”
Özellikle Z kuşağı için son derece uygun ve potansiyeli yüksek bir alan.
7. Helal Mama ve Ortadoğu Pazarı: Boş Bir Altın Madeni
Türkiye, Ortadoğu’ya ciddi miktarda pet maması ihraç ediyor. Ancak burada büyük bir boşluk var:
Helal sertifikalı kuru mama.
Ortadoğu pazarı bunu talep ediyor.
Kedi mamalarında sınırlı örnekler var ama köpek kuru mamada neredeyse hiç yok.
Bunun sebepleri:
Helal sertifikalı üretim altyapısının pahalı olması
Kuru mama teknolojisinin ciddi yatırım gerektirmesi
Ancak önemli bir nokta var:
Bunu tek başınıza yapmak zorunda değilsiniz.
Hoca, melek yatırımcılar ve startup kültürüne özellikle dikkat çekiyor. Doğru fizibilite ve sağlam bir planla yatırımcı bulmak mümkün.
8. Pet Diyetisyenliği ve Hücresel Tedaviler
Öne çıkan iki önemli niş alan daha var:
Pet diyetisyenliği ve klinik beslenme.
İnsanlarda diyetisyenlik nasıl hızla büyüdüyse, pet tarafında da büyük bir boşluk bulunuyor. Sahipler evde besleme yapıyor ama çoğu zaman bilimsel rehberlikten yoksun. Veteriner diyetisyenliği, özellikle büyük şehirlerde çok güçlü bir iş modeli olabilir.
Hücresel ve moleküler tedaviler.
PRP, kök hücre, ekzozom, immünoterapi, hedefli kemoterapi, DNA/RNA temelli yaklaşımlar… Türkiye’de bu alanlarda çalışan klinik sayısı oldukça az. Oysa bir hücresel tedavi merkezi kurmak, ciddi bir uzmanlık ve fark alanı yaratabilir.
9. Sağlık Turizmi + Pet Turizmi
Türkiye, insan sağlık turizminde zaten güçlü bir ülke. Hoca burada çok yenilikçi bir “kombine model” öneriyor:
Yurtdışından bir kişi estetik ya da tedavi için Türkiye’ye geliyor.
Aynı seyahatte kedisini veya köpeğini de yanında getiriyor.
Kendi işlemleri yapılırken, evcil hayvanını hayvan hastanesine bırakıyor.
Yaklaşık 10 gün içinde hem kendi tedavisi hem de petinin işlemleri tamamlanıyor.
Üstelik Avrupa’da ödeyeceği ücretin üçte biri maliyetle.
Antalya’da bir kliniğin bu modeli uygulamaya başladığı bile söyleniyor.
Bu yaklaşım, geleceğin yüksek gelirli müşteri kanallarından biri olmaya aday.
Kapanış: “Bütün mümkünlerin kıyısındasınız.”
Konuşmanın finali, umut ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir çağrıydı:
Önce kendinizi tanıyın.
Nasıl bir hayata ihtiyacınız olduğunu netleştirin.
Sonra o hayatı kurabileceğiniz alanı bilinçli şekilde seçin.
Klasik yolu izlemek zorunda değilsiniz.
Veterinerlik artık tek bir patika değil; yüzlerce farklı yol sunuyor.
Ve belki de en kritik cümle şuydu:
“Yıkandığınız suyla durulanmayın. Dünya değişti, siz de değişin.”
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Prof. Dr. Yücel Meral ile Kardiyolojik Aciller ve EKG Rehberi - Köpeğiniz Parkta Aniden Bayıldı mı?
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Yücel Meral Köpeğim Parkta Gezerken Birden Bayıldı! Kardiyoloji Acilleri” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veteriner Kardiyolojide EKG Korkusu: Sahada 30 Saniyede Hayat Kurtaran Bilgi
Veteriner hekimlikte bazı konular vardır; fakültede zor, karmaşık ve biraz da uzak görünür. Ancak sahaya çıkıldığında bu konular, en hızlı şekilde karşına çıkan gerçekliğe dönüşür. Kardiyoloji de bunlardan biridir. Çünkü kalp hastalıkları klinikte çoğu zaman yavaş ilerleyen süreçler gibi davranmaz. Bazen bir hasta gelir ve gerçekten sadece 30–40 saniyen vardır. Kalp atıyor mu, ritim ölümcül mü, müdahaleye nereden başlanmalı… Tüm bu sorular o kısa zaman diliminde cevaplanır.
Prof. Dr. Yücel Meral’in “Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar – 6. Oturum” başlıklı konuşması tam olarak bu sahneye odaklanıyordu. Kardiyolojiyi teorik bir bilgi yığını olarak değil, sahada refleks hâline gelmesi gereken bir klinik disiplin olarak ele aldı.
Konuşmanın ana mesajı oldukça netti:
“EKG olmadan kalbi muayene ettim diyemezsin. Çünkü bazı geceler tek şansın EKG’dir.”
1. Kalp Bir “Pompa” Değil, Kendi Kendine Çalışan Bir Kas Sistemidir
Kardiyolojiye girişte ilk kırılması gereken yanlış algı şudur:
Kalp basit bir pompa değildir. Otonom sinir sistemi olan, kendi kendine çalışan, son derece karmaşık bir kas dokusudur. Dakikada 60–100 kez (bazı türlerde daha da hızlı) atarak tüm vücudun oksijen, besin ve atık dengesini sağlar.
Bu nedenle kalpteki küçük bir elektriksel bozukluk bile dakikalar içinde solunumu, dolaşımı ve beyni etkileyen ciddi bir çöküşe yol açabilir. Sahada bunu fark ettiğin an, kardiyoloji “zor bir ders” olmaktan çıkar; doğrudan hayatı ayakta tutan bir zemin hâline gelir.
2. Kardiyoloji Tek Cihazlık Bir Alan Değildir: “Bütüncül Kardiyoloji” Yaklaşımı
Prof. Dr. Meral burada çok net bir çerçeve çiziyor. Kalp muayenesi tek bir yöntemle tamamlanamaz. Her yöntemin cevap verdiği farklı bir soru vardır:
EKG: Elektriksel iletim ve ritim
Ekokardiyografi: Kalp yapısı, kapaklar, boşluklar ve akımlar
Radyografi: Kalp boyutu ve pulmoner etkiler
Anjiyografi / BT: Damar yapıları ve ileri görüntüleme
Hoca bu yaklaşımı “bütüncül kardiyoloji” olarak tanımlıyor. Çünkü gerçek klinik vakalarda çoğu zaman tek bir tuşa basmak yetmez; birden fazla değerlendirme aynı anda gerekir.
3. Acilde İlk Soru Şudur: “Kalp Atıyor mu?”
Baygın bir hasta kliniğe geldiğinde birçok yerde refleks olarak şu adımlar atılır:
“Röntgen çekelim, eko bakalım.”
Ancak hoca burada net bir uyarı yapıyor:
Zaman kaybettiren her adım, hayat kaybettirir.
Sahada en hızlı ve en kritik bilgi EKG ile elde edilir. Çünkü EKG sana saniyeler içinde şunları söyler:
Kalp atıyor mu?
Ritim düzenli mi, düzensiz mi?
Bu ritim ölümcül mü?
Ve çoğu zaman sadece bu bilgi bile seni doğru müdahaleye/plugin yönlendirir.
4. EKG Okumanın Korkusuz ve Sistematik Sırası
EKG’yi zor yapan şey çizgiler değil, bakış sisteminin olmamasıdır.
Prof. Dr. Meral, EKG’yi teorik kurallarla değil, sahada işe yarayan sabit bir okuma sırasıyla anlatıyor:
1. Ritim düzenli mi?
RR aralıkları eşitse ritim düzenlidir.
2. Kalp hızı kaç?
Düzenli ritimde büyük kare yöntemi:
3 büyük kare → 300 / 3 = 100 bpm
2 büyük kare → 150 bpm
1 büyük kare → 300 bpm
3. P dalgası var mı, her P’ye QRS geliyor mu?
Atriyum–ventrikül bağlantısını burada değerlendirirsin.
4. QRS geniş mi, dar mı?
Geniş QRS → ventriküler köken alarmı.
5. ST–T segmenti ne söylüyor?
ST yükselme/çökme → iskemi veya enfarktüs düşün.
T dalga değişiklikleri → elektrolit, oksijen ya da iletim bozukluğu uyarısıdır.
Bu sırayla bakan bir hekim için EKG, karmaşık bir çizim olmaktan çıkar ve klinik bir dile dönüşür.
5. “Killer Patterns”: Gördüğünde Düşünmeden Müdahale Etmen Gereken Ritimler
Seminerin en kritik bölümlerinden biri buydu. Hoca özellikle şu vurguyu yaptı:
“Bunlar öldürücü EKG paternleridir.”
Normal sinüs ritmi dışında şunları görüyorsan:
Ventriküler taşikardi
Ventriküler fibrilasyon
Atriyal flutter / fibrilasyon
Supraventriküler taşikardiler
Torsades de pointes
Asistol (düz çizgi)
Artık EKG bir tanı aracı değil, müdahale başlatma düğmesidir. Çünkü bu ritimlerin arkasından ölüm gelebilir.
6. İlk Hamle: Vagal Manevra
Veteriner pratikte sık konuşulmayan ama beşeri tıpta refleks hâline gelmiş bir adım vardır: vagal manevra.
Hoca bunu canlı örnekle gösteriyor. SVT’li bir hastada doğru uygulanan vagal manevra ile ritmin 180–200’lerden 90–100’e düştüğünü görmek mümkün.
Sahada en pratik yöntemler:
Karotis arter masajı / sıvazlama
Kedi, köpek, at ve sığırda uygulanabilir.
Okülokardiyak refleks
Göze 15–20 saniyelik hafif basınçla ritimde dramatik düşüş sağlanabilir.
Başarı oranı %30–40 bile olsa, o kritik dakikada bu yöntem en hızlı ve en ucuz şanstır.
7. Vagal Yetmezse: Sahada “Lidokain Refleksi”
Hoca burada tamamen sahadan konuşuyor:
“Ben en çok lidokaini seviyorum. Hemen yapıştırıyorum.”
Sebebi çok net:
Ucuz
Çoğu klinikte mevcut
Akut taşikardilerde hızlı yanıt verir
Bolus veya infüzyonla, monitör eşliğinde uygulandığında ritmin adım adım düşüşü canlı olarak izlenebilir.
Stabilizasyon sonrası diltiazem veya beta bloker gibi seçenekler gündeme gelir. Ancak kritik uyarı şudur:
Tansiyon takibi olmadan, körlemesine ilaç verilmez.
Hipotansiyon riski mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
8. Adenozin: “Kalbi Resetlemek”
Adenozin uygulamasını hoca esprili bir şekilde “Türk usulü aç–kapa” olarak tanımlıyor.
Çünkü yaptığı şey çok nettir:
SA–AV düğümünü 8–10 saniye kilitler
Kalp kısa süreli durur
Ardından sistem yeniden başlar
Amaç sinüs ritmine geri dönmektir. Yanıt alınamazsa doz basamaklanır. Hayvanlarda etki insandaki kadar öngörülebilir olmasa da, uygun vakada hayat kurtarıcıdır.
9. Defibrilatör Efsanesi: Sadece Asistol İçin Değil
Defibrilatörün tek görevi “durmuş kalbi çalıştırmak” değildir.
Asıl kullanım alanı:
Ventriküler fibrilasyon
Ağır taşikardiler
Doğru zamanda verilen doğru şok, birkaç saniye içinde hayatı geri getirebilir.
Ve klinikte cihazın olmaması çoğu zaman teknoloji eksikliği değil, hazırlıklı olma kültürünün eksikliğidir.
Kapanış: EKG’yi Bilmek, Sahada Yalnız Kalmamaktır
Bu oturumun sahaya bıraktığı en net gerçek şudur:
Kardiyoloji çok geniş bir alan olabilir ama EKG, bu alanın en hızlı hayatta kalma dilidir.
Bu dili az da olsa bilen bir hekim:
Bayılan hastada daha az panikler
Müdahaleyi zamanında başlatır
Hastayı “gözünün önünde kaybetme” riskini azaltır
Ve klinikte sorulabilecek en basit ama en hayat kurtaran soru şudur:
“Kalp şu anda ne yapıyor?”
Bu sorunun cevabını EKG’den okuyabilen hekim,
kardiyolojiyi korku alanından çıkarır ve refleks alanına taşır.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atabilirsiniz.
Veteriner Hekim Batuhan Nathur ile Evcil Hayvanlarda Ozon Tedavisi
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Veteriner Hekim Batuhan Nathur ile – Evcil Hayvanlarda Ozon Tedavisi” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Veteriner Hekim Batuhan Natur’un seminerinde hem ozonun bilimsel temelini hem de klinikte nasıl “doğru ve güvenli” kullanılması gerektiğini dinledik. Konuşmanın omurgası şu iki cümlede toplanıyordu:
Ozon, “oda ozonlama / hava dezenfeksiyonu” değildir. Medikal kullanım tamamen farklıdır.
Doz her şeydir. Doz doğruysa şifa, yanlışsa toksisite.
Ozon Nedir? Neden “Medikal Ozon” Deniyor?
Ozon (O₃), üç oksijen atomundan oluşan ve güçlü oksitleyici özellik taşıyan bir gazdır. Kararsız yapısı nedeniyle hızla O₂’ye dönüşür ve bu sırada serbest oksijen atomu açığa çıkarır. Ozonun biyolojik etkilerinin temelinde bu serbest oksijen bulunur.
Öne çıkan özellikleri:
Keskin bir kokusu vardır (şimşekli yağmur sonrası oluşan “toprak kokusu” gibi).
Oksijene göre suda yaklaşık 10 kat daha fazla çözünür.
Yarılanma ömrü kısa olduğu için oda sıcaklığında 20–30 dakika içinde etkisini kaybeder.
📌 Bu nedenle ozon önceden hazırlanıp bekletilmez; uygulamadan hemen önce hastanın yanında hazırlanır.
En kritik güvenlik bilgisi:
Ozonun uygulanamayacağı tek bölge solunum yolu ve akciğerlerdir. İnhalasyon (soluma) toksiktir.
Kısaca Tarihçe
1839: Ozonun keşfi
1840’lar: Ameliyathane dezenfeksiyonlarında kullanım
1. Dünya Savaşı: Gangren tedavisinde önemli rol
Günümüzde medikal ozon yaklaşımının önemli öncülerinden biri: Bocci
Medikal Ozon Jeneratörü Şart! (Sanayi Tipi Cihazlar Riskli)
Batuhan Natur’un özellikle vurguladığı noktalardan biri şuydu:
✅ Medikal ozon için mutlaka medikal cihaz kullanılmalıdır.
❌ Sanayi tipi veya konsantratör/hava bazlı ozon cihazları uygun değildir.
Neden?
Havadan ozon üretildiğinde nitrojen oksit türevleri oluşabilir. Bu maddeler solunum yolu ve sistemik toksisiteye yol açabilir.
Medikal cihaz nasıl olmalı?
Medikal oksijen tüpü ile çalışmalı.
Doz aralığı kontrollü olmalı.
Güvenli konsantrasyon aralığı:
✅ 1–80 gama (µg/ml)
Tehlike noktası:
Sanayi cihazları gramlarla çalışır → bu, ölümcül dozlara kadar çıkabilir.
📌 Cihaz kalibrasyonu da çok önemli:
±1 gama sapma kabul edilebilir. Üzeri risklidir. Bu yüzden yıllık bakım ve kalibrasyon şarttır.
Ozon Vücutta Nasıl Etki Eder?
Ozon kana verildiğinde iki temel “haberci” oluşur:
ROS (Reaktif Oksijen Türevleri)
LOP (Lipit Oksijen Türevleri)
Bu maddeler hücre içinde NRF2 yolunu aktive eder ve antioksidan savunma genlerini devreye sokar.
✅ Ozonun temel etkileri
Kontrollü oksidatif stres oluşturur
→ Vücudu antioksidan savunmaya geçirir.
Dolaşımı ve oksijenlenmeyi artırır
Hemoglobinden oksijen ayrılmasını kolaylaştırır → dokular daha iyi oksijenlenir.
Endotel üzerinden nitrik oksit salınımı artar → mikrosirkülasyon güçlenir.
Bağışıklığı modüle eder (doza bağlı!)
Düşük doz → bağışıklık aktivasyonu, antioksidan güçlenme
Yüksek doz → sitokin baskılanması, immün süpresyon
Doku onarımını destekler
Kolajen sentezini artırır → yara iyileşmesi hızlanır
Mitokondride ATP üretimini artırır → genel iyilik hali artabilir
Doz Mantığı (Seminerin En Kritik Bölümü)
Batuhan Natur dozları klinik olarak şöyle kodladı:
10–20 gama: Oksijenizasyon, doku iyileşmesi, kangren/iskemi desteği
20–30 gama: Genel iyileşme dozu, organ hasarı, toparlama
40–50 gama: Antiviral / antimikrobiyal, otoimmün-alerjik tablolar
60–70 gama: Ağır viral yük + akut rektal kanama durdurma
>80 gama: Sitotoksik → kullanılmaz
📌 Kanser vakaları:
Hoca kendi pratiğinde genellikle 10 gama kullanıyor, 20 gama üstüne çıkmıyor.
Ozonun Uygulama Yöntemleri
Ozon, akciğer dışında pek çok yolla uygulanabilir.
Majör Otohemoterapi (Kan Ozonlama)
50–250 ml kan alınır
Aynı hacimde ozon gazıyla karıştırılır
Hemen IV geri verilir
8–15 seans gerekir (haftada 2–3 kez)
Kullanım alanları: enfeksiyonlar, dolaşım bozuklukları, kanser desteği, otoimmün hastalıklar, organ yetmezlikleri, diyabet.
Dikkat edilmesi gerekenler:
Ozon dayanıklı set/enjektör kullanılmalı (cam/teflon/silikonize).
Plastik enjektör ve normal serum seti → mikroplastik salınımı riski.
Rektal İnsuflasyon (Sistemik ve Pratik)
Küçük hayvanlarda en pratik sistemik yöntemlerden biridir.
Majör otohemoterapiye göre daha fazla seans gerekebilir.
Hacimler:
Kedi: 20–30 ml
Küçük köpek: 30–60 ml
Orta–büyük: 60–150 ml
📌 Hızlı uygulama veya yüksek hacim → kolon distansiyonu/yırtılma riski.
Minör Otohemoterapi (“Ozon Aşısı”)
2–10 cc kan alınır
Aynı hacimde ozonla karıştırılır
SC/IM uygulanır
Spesifik olmayan “immün destek” gibi düşünebilirsiniz.
Alerjiler, viral hastalıklar ve dermatolojik otoimmün tablolar için tercih edilebilir.
Torba/Kupa Ozonlama (Lokal)
Özellikle kronik/enfekte yaralarda uygulanır.
Yara ve torba içi ıslatılır (ozon kuru zeminde etkisiz)
Torba vakumlanır
Ozon verilir ve 15–20 dk beklenir
Doz stratejisi:
Enfekte faz: 70–80 gama
İyileşme fazı: 20–30 gama
Lokal Enjeksiyonlar
Kas içine, yara çevresine, paravertebral bölgeye ya da akupunktur noktalarına uygulanabilir.
Genelde 10–20 gama ve küçük hacimler (0.1–0.3 ml) kullanılır.
Eklem içi uygulamalar:
OA, artrit, menisküs problemleri gibi durumlarda kullanılabilir.
Akut tabloda önce ozon, sonra PRP öneriliyor.
PRP + ozon kombinasyonunda PRP etkinliği artabilir.
Disk İçi / Foraminal Ozon (Nörolojide Dikkat Çeken Bölüm)
Seminerin en ilgi çekici kısmı buydu.
Ozon disk içinde:
inflamasyonu azaltabilir
suyu uzaklaştırarak disk hacmini küçültebilir
ağrıyı azaltabilir
Hoca; paraplejik köpeklerin günler-haftalar içinde yürümeye başladığı vakalar paylaştı.
Protokol:
İlk adım: paravertebral / foraminal ozon
3–5 gün yanıt yoksa → disk içi ozon (genel anestezi + skopi)
Ozon Nerelerde İşe Yarar?
Veteriner kliniklerde kullanım alanları oldukça geniş:
Parvo, distemper gibi viral hastalıklar
Atopik dermatit, kronik otitis, yara tedavileri
OA, tendon ve menisküs problemleri
Disk hernisi, epilepsi desteği
Diyabetik yaralar ve kangren
Böbrek/karaciğer yetmezliği desteği
Otoimmün-romatizmal hastalıklar
Mastitis, endometritis gibi jinekolojik enfeksiyonlar
“Serum Ozonlama” Hakkında Kritik Uyarı
Seminer sonunda Batuhan Natur’un özellikle altını çizdiği bir konu vardı:
❌ İzotonik/serum ozonlama gerçek ozon tedavisi değildir.
Ozon izotonikle reaksiyona girince sodyum hipoklorit oluşur.
Bu da biyolojik değil, kimyasal (çamaşır suyuna benzer) bir uygulamaya dönüşebilir.
Sonuç: Ozon “Alternatif” Değil; Doğru Kullanılırsa Güçlü Bir Klinik Araç
Ozon tedavisinin etkisi, doğru koşullar sağlandığında çok güçlü olabilir:
✅ Doğru cihaz + doğru doz + doğru malzeme ile ozon;
enfeksiyonu kırabilir
dolaşımı destekleyebilir
rejenerasyonu hızlandırabilir
ağrıyı azaltabilir
bağışıklığı dengeleyebilir
❌ Yanlış cihaz veya kontrolsüz doz ile ise;
toksik olabilir
faydadan çok zarar getirebilir
Seminerin klinik özeti tam olarak şuydu:
“Ozon her derde deva değildir, ama doğru protokolde birçok derde ciddi destek olur.”
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Veteriner Hekim Batuhan Elifoğlu ile Kedi ve Köpeklerde Ağız ve Diş Sağlığına Giriş Anatomi, Dental Charting ve COHAT
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Veteriner Hekim Batuhan Elifoğlu/Kedi ve Köpeklerde Ağız ve Diş Sağlığına Giriş: Anatomi, Dental Charting ve COHAT” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Bir mama markasından fazlası: Kito’nun “sağlıklı mama ekosistemi”
Oturum, Kito’nun kurucu ortağı Alper Bey’in sahneye davet edilmesiyle açıldı. Daha ilk dakikalarda net bir çerçeve çizildi: Kito kendini bir mama markasından çok, evcil hayvanların daha uzun ve daha sağlıklı yaşamasını sağlayacak bir beslenme ekosistemi olarak konumluyor.
Güçlü noktalar:
Et kontrolü Kito’da.
Kuzu ve dana etleri kurucu ortakların Karkas Çiftliği’nde antibiyotiksiz ve GDO’suz üretiliyor. Tavuk, hindi, somon gibi diğer hammaddeler ise Kito tarafından standardı belirlenerek tedarik ediliyor. Yani “ne giriyorsa Kito biliyor” yaklaşımı.
Üretim gücü büyük partnerlerde.
Dardanel hem yatırımcı hem üretim partneri. Taze ürünlerin sterilizasyonu ve raf ömrü sağlayan teknoloji (otoklav) Dardanel’in hazır yemek/deniz ürünlerindeki know-how’ından geliyor.
Kito’nun büyüme hikâyesi de kronolojik bir şekilde anlatıldı. Başlangıçta taze mama üretmek istiyorlar ama Tarım Bakanlığı izin süreci uzayınca önce kuru mama ve ödül ürünleriyle giriyorlar pazara. Ardından taze mama hattı geliyor; ilk üretim kendi mutfaklarında, donuk sevkiyat modeliyle aylık 5 ton kapasite. Ölçeklenme ihtiyacı doğunca Dardanel ortaklığıyla büyük üretim hattına geçiliyor. Sonra vitaminler, ihracat ayağı (Rusya distribütörü, Dubai şirketi) ve bugün gelinen nokta: 52 ürünlük bir aile.
Kito Fresh: “İnsan standardında taze mama” nasıl iki yıl dayanıyor?
Sunumun yıldızı açık ara Kito Fresh serisiydi. Alper Bey bunu “taze,doğal ve insan standardında içerikler” diye tarif etti. İçerik listesi neredeyse bizim mutfak alışverişimiz gibi: bal kabağı, havuç, elma, bezelye, brokoli; proteinde ise kuzu, dana, tavuk, balık seçenekleri.
Burada akla gelen doğal soru şu:
“Taze mama oda sıcaklığında 24 ay nasıl bozulmuyor?”
Cevap basit ama kritik: Ürünler Dardanel’in kullandığı otoklav sterilizasyon teknolojisi ile mikrobiyal üremeye neden olacak organizmalardan arındırılıyor. Paket açılana dek hava ile temas olmadığı için de bozulma riski doğmuyor. Böylece hem pratik hem yüksek raf ömürlü bir taze mama modeli ortaya çıkıyor.
Bir başka altı çizilen nokta fiyat segmenti oldu. Kito Fresh “tam yem” olarak tek başına beslenmeye uygun; fakat pahalı bir ürün. Türkiye koşullarında Kito’nun önerisi: kuru mamayla karıştırarak bütçeye göre hibrit besleme. Hatta web sitelerinde gramaj hesaplayan bir algoritma var; hayvanın yaşı, kilosu, cinsi girilerek günlük miktar öneriliyor.
Sunumda dünya trendi de hatırlatıldı: ABD ve Avrupa’da Nestlé ve Mars gibi devler taze mama yapan markalara yatırım yapıyor. Bunun arka planında, taze içerik tüketen evcil hayvanlarda kanser riskinin azalması ve hücresel yenilenme üzerine olumlu etkileri gösteren çalışmalar olduğu vurgulandı.
Kliniklere özel seri: “İnternette yok, sadece veterinerde”
Veteriner hekimliği öğrencilerinin yoğun olduğu bir zirvede en merak edilen soru klinik tarafına geldi:
“Yarın kendi kliniğim olacaksa neden Kito’ya yer vereyim?”
Alper Bey burada net konuştu:
KitoFresh’in Veteriner Serisi sadece kliniklerde bulunacak, internette satılmayacak. Bu, klinikler için iki anlam taşıyor:
Ticari olarak korunmuş bir ürün gamı (internet rekabeti yok).
Güven algısı yüksek bir alternatif (içerik şeffaflığı ve hikâye sahiplenme).
“Biz Neslé ya da Mars değiliz, ama duygusal ve güvene dayalı bir alanda kliniklere gerçek bir değer sunabiliriz” cümlesi günün en akılda kalanlarından biriydi.
Günün ikinci yarısı: Veteriner diş hekimliğiyle yüzleşmek
Sponsor bölümünden sonra sahne Batuhan Elifoğlu’na geçti. Konu başlığı kulağa “giriş” gibi gelse de içerik tam bir klinik rehberdi:
Kedi ve köpeklerde ağız–diş sağlığı, anatomi, dental charting ve QUAT/COHAT protokolü.
Elifoğlu’nun yaklaşımı baştan netti:
“Normal dokuyu bilmeden anormali yorumlayamazsınız.”
Bu yüzden önce kafa tiplerinden başladı.
Kafa tipleri neden bu kadar önemli?
Klinikte üç temel kafa tipiyle karşılaşıyoruz:
Mezosefalik: Labrador, Golden, tekir kediler… standart referans.
Brakisefalik: Pug, French bulldog, Boxer… oral hastalıkların zirve yaptığı grup.
Dolikosefalik: Collie gibi uzun burunlu ırklar.
Brakisefalik ırklarda diş sayısı aynı, ama çene kısaldığı için dişler sıkışıyor, rotasyona uğruyor, aralarda plak ve tartar birikimi artıyor. Sonuç: dışarıdan “normal görünen” bir ağızda bile derinde ciddi periodontal kayıplar.
Yaylı ağız açıcı uyarısı (çok kritik)
Elifoğlu’nun altını kalın kalın çizdiği noktalardan biri şuydu:
Kedilerde yaylı ağız açıcı kullanımı ciddi eklem hasarı ve hatta körlükle sonuçlanabilir.
Uzun süre açık kalan çenede maksiller arter basıya uğrayabiliyor; retina ve beyin kanlanması bozulabiliyor. O yüzden pasif, dışarıdan baskı yapmayan aparatlar öneriliyor.
Triadan sistemi: Dişleri konuşabilmenin ortak dili
Dental charting’e geçmeden önce pozisyonel terminoloji ve Triadan numaralandırma sistemi anlatıldı.
Kabaca:
Ağız dört kuadran: 100–200–300–400
Süt dişleri: 500–600–700–800
Köpeklerde 42 kalıcı, 28 süt dişi
Kedilerde 30 kalıcı, 26 süt dişi
Bu sistem, “sağ üst kanin” gibi göreli tanımlar yerine tek hamlede doğru dişi tarif etmeyi sağlıyor.
Dental charting: Ayık hayvana yapılmaz
Charting, aslında tam ağız muayenesinin kayıt altına alınması.
Ama bunun bir şartı var:
Dental charting mutlaka entübasyon altında, genel anesteziyle yapılır.
Ayık hayvanda doğru sondalama, doğru ölçüm ve kayıt mümkün değil. Elifoğlu, “four-handed rule”u hatırlattı: Bir hekim ölçümleri söyler, asistan not eder. Bu hem süreyi kısaltıyor hem hata riskini azaltıyor.
Charting sırasında sırayla şunlar yapılıyor:
Entübasyon öncesi maloklüzyon kontrolü
Eksik diş / kitle kontrolü
Periodontal sondalama (en az 4 açı)
Tedavi planı + uygulama notları
İşlem sonrası kayıt ve fotoğraflama
Periodontal indeksler: “Çekim mi, tedavi mi?”
En klinik bölüm burasıydı. Periodontal hastalıklar evrelere ayrılıyor:
Stage 0: normal
Stage 1: gingivitis, ataşman kaybı yok
Stage 2: < %25 ataşman kaybı
Stage 3: %25–50 kayıp, kökler görünür
Stage 4: > %50 kayıp, ileri mobilite → çoğu diş çekim endikasyonu
Buna ek olarak:
Diş taşı indeksi (CL1-3)
Furkasyon evreleri (1-3)
Mobilite derecesi (0-3)
Kedilerde sık görülen resorpsiyon indeksi (TR1-5)
Kırık sınıfları
gibi kayıtlar charting formuna işleniyor.
QUAT / COHAT: Altın standart protokol
Elifoğlu’nun “diş operasyonu böyle yapılır” dediği bölüm QUAT/COHAT protokolüydü. Özetle:
Preop değerlendirme (ASA, test, onam)
Entübasyon
Faringeal paket (aspirasyon riskini azaltmak için)
Antiseptik
Lokal sinir blokları
Supra/subgingival diş taşı temizliği
Dental charting + tedavi
Polisaj (≤3000 RPM, uygun pasta)
Post-op radyografi
Güvenli ekstübasyon
Evde bakım eğitimi ve 6 aylık kontroller
En sade haliyle mesaj şu:
“Standardı atlarsanız, tedavi şansını atlarsınız.”
Kapanış: Aynı gün, aynı hedef
Bu oturumun güzel tarafı şuydu:
Bir tarafta “beslenme ile sağlığı nasıl uzatırız?” sorusuna yatırım yapan bir marka; diğer tarafta “klinikte diş–ağız sağlığını nasıl doğru yönetiriz?” sorusunun altın standartları.
İkisi de aynı yere bakıyor aslında:
Evcil hayvanlarda kaliteli yaşamı uzatmak.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Arş. Gör. Dr. Ebuderda Günay ile – Tavşanlarda Gastrointestinal Staz/Obstruksiyon Tanı ve Tedavi
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Arş. Gör. Dr. Ebuderda Günay ile – Tavşanlarda Gastrointestinal Staz/Obstruksiyon Tanı ve Tedavi” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Tavşanlarda Gastrointestinal Sendrom: Sessiz Başlayan, Hızlı Büyüyen Bir Klinik Sınav
Egzotik hayvan hekimliğinde bazı hastalıklar vardır ki, “çok sık geliyor ama hâlâ yeterince ciddiye alınmıyor.” Tavşan gastrointestinal sendromu (GI staz / obstrüksiyon) tam olarak böyle bir tablo. Kliniklere gelen tavşanların dörtte biri bu şikâyetle kapıyı çalıyor. Üstelik çoğu zaman problem “bir anda” başlamıyor; yanlış besleme, diş sorunları, stres ve dehidrasyon gibi küçük taşlar üst üste konuluyor ve 2–3 yıl içinde büyük bir klinik krize dönüşüyor.
Hocamız bu sendromu tavşan anatomisinden başlayıp güncel tedavi yaklaşımına kadar çok net bir hat üzerinde anlattı. Konuşmanın ana mesajı şuydu:
“Tavşanda bağırsak durursa, her şey durur. Erken yakalarsan kurtarırsın, geç kalırsan yarış zorlaşır.”
Tavşan Kemirgen Değil, Logomorf: Her Şeyi Buradan Başlıyor
Tavşanlarda GI sendromu anlamak için ilk doğru bilgi şudur: Tavşan kemirgen değildir. Logomorf sınıfındadır ve sindirimi kemirgenlerden ciddi şekilde farklıdır.
Pet shop’larda kemirgen yemleriyle aynı rafta satılan “tavşan yemleri” bu yüzden kronik felaket çıkarır. Çünkü tavşan sindirimi:
yüksek lif + yoğun fermantasyon üzerine kurulu bir sistemdir.
Bu sistem bozulduğunda da en hızlı çöken yer bağırsak motilitesidir.
Sindirim Sisteminin Kalbi Sekumdur
Tavşan sindirim sistemine baktığınızda gözünüze ilk çarpan şey devasa sekumdur:
Sindirim sistemi hacminin %40’ını tek başına oluşturur.
Fermantasyon burada olur.
Enerji büyük oranda uçucu yağ asitlerinden (asetat, bütirat, propiyonat) gelir.
K vitamini, B vitaminleri ve mikrobiyal protein sentezi burada yapılır.
Sekum florası bozulursa (disbiyozis):
gaz oluşur,
toksin artar,
enerji üretimi düşer,
bağırsak durgunluğu başlar.
Yani GI sendromun temel zemini sekumda atılır.
Tavşan Kusamaz: Bu Küçük Detay Büyük Klinik Sonuç Doğurur
Mide girişindeki güçlü kardiak kas yüzünden tavşan kusamaz.
Bu ne demek?
Operasyon öncesi aç bırakmak çoğu zaman gerekmez.
Ama mide–bağırsak yolu bir kez tıkanırsa, içerik geri çıkamaz.
Şişen mide hızla hayvanı kötüleştirir.
Ayrıca mide pH’ı çok düşük (1–2) olduğu için:
sıradan probiyotiklerin çoğu midede ölür,
tavşanda probiyotik kullanımı bu yüzden tartışmalıdır.
Sekotrof Gerçeği: “İshal Sanılan Normal” ve Sahip Hatası
Tavşan dışkısı iki tiptir:
Normal pelet dışkı (sert, zeytin çekirdeği gibi)
Sekotrof (yumuşak, kokulu, mukuslu; anüste yapışıp tekrar yenir)
Sahipler çoğunlukla sekotrofu “ishal” sanıp panikle kliniğe gelir.
Burada hekimin yapması gereken:
“Sert pelet dışkıyı gördünüz mü?” diye sormak.
Eğer pelet dışkı çıkıyorsa, hayvan ishal değildir.
Sorun çoğu zaman diyet + obezite + sekotrofu yiyememe problemidir.
Bunu doğru anlatmak, gereksiz antibiyotik ve yanlış mama döngüsünü bitirir.
Diyet = Bu Sendromun Birinci Sebebi
Seminerin belki de en net çizgisi buydu:
Tavşanın diyetinin %85–90’ı kuru ot olmalı.
Altın oran:
%85 kuru ot (yonca / çayır otu vb.)
%10 yeşillik
%5 pelet yem
Kuru otun rolü sadece beslenme değil:
dişlerin törpülenmesi,
bağırsak motilitesi,
sekum florasının dengesi için de şart.
Yüksek karbonhidrat + düşük lif diyetlerde:
klostridyum türleri artar,
toksin ve gaz üretir,
sindirim ağrısı + iştahsızlık başlar,
bağırsak yavaşlar ve durur.
GI sendromu pratikte çoğu kez “yıllarca yanlış beslenen hayvanın patlamasıdır.”
Risk Faktörleri: Sendromun Neden “Tek Sebebi Yok”?
Tavşan gastrointestinal sendromu multifaktöriyel bir sendrom:
Lif eksikliği / yanlış diyet
Diş hastalıkları
Stres ve çevresel değişiklikler
Ağrı ve diğer sistemik hastalıklar
Dehidrasyon
Trikobezoar (tüy yumağı) birikimi
Burada kritik nokta şu:
Trikobezoar sebep değil sonuçtur.
Bağırsak yavaşlayınca tüyler birleşir, yumak olur ve tıkar.
Yani “tüy yumağı gördüm, sorun buymuş” demek tabloyu eksik okumaktır. Asıl sorun motilite kaybıdır.
GI Staz mı, Obstrüksiyon mu? Ayırmak Hayat Kurtarır
Tavşanda iki temel tablo var:
GI Staz: motilite yavaşlar/durur ama tam tıkanıklık yoktur.
Obstrüksiyon: mekanik tıkanma vardır (tüy yumağı, yabancı cisim vb).
Ayırım yolu:
Palpasyon + radyografi.
Röntgende:
Stazda mide hamur kıvamında, dolu ama “gaz-sıvı seviyeleri” net değildir.
Obstrüksiyonda mide devleşmiş, içinde belirgin gaz + sıvı seviyesi vardır. (Hoca bunu “haşlanmış yumurta görüntüsü” diye tarif ediyor.)
Ayrıca obstrüksiyon yeri sınıflandırılır:
proksimal (mide çıkışı)
distal (ince bağırsak sonu)
kolon (çok nadir)
Bu sınıflama tedavi kararını belirler.
Klinik Alarm Bulguları: Ne Zaman Prognoz Kötüleşir?
Vücut ısısı 36.6°C altına düşerse mortalite riski artar.
Kan şekeri 300–360 mg/dl üzerindeyse obstrüksiyon lehine güçlü bulgudur.
444 mg/dl üzeri kritik eşik: prognoz ciddi kötü.
Önemli bir not:
Tavşanda yüksek glikoz “şeker hastalığı” demek değildir. Stres ve obstrüksiyonda glikoz zaten fırlar. Bu bir metabolik alarmdır.
Güncel Tedavi Paradigması: Önce Medikal, Sonra Cerrahi
Eski yaklaşım: “Hemen ameliyat et.” Yeni yaklaşım (2024–2025 literatürü): Önce agresif medikal tedavi, yanıt yoksa cerrahi.
Medikal tedavinin omurgası:
Rehidrasyon
günlük 100 ml/kg sıvı
gerekirse SC, çoğunlukla IV
Ağrı kontrolü
meloksikam
butorfanol
Gaz giderme
simetikon
Zorla besleme (hepatik lipitoz önleme)
Critical Care / Oxbow tarzı yoğun bakım mamaları
Prokinetik destek
metoklopramid etkisi tartışmalı ama kullanılabilir
Lidokain / FLK protokolü
lidokainin motiliteyi ciddi artırdığı gösterilmiş
FLK (fentanil-lidokain-ketamin) güçlü ama fentanil erişimi zor
pratikte lidokain + ketamin + opioid kombinasyonları iş görüyor
Medikal tedavinin başarı oranı birçok çalışmada %80–90.
Cerrahi Ne Zaman? Ve Neden Hep Riskli?
24–48 saat medikal tedaviye rağmen:
glikoz düşmüyorsa
röntgende ilerleme yoksa
klinik düzelme başlamıyorsa cerrahi düşünülür.
Ama cerrahinin gerçekliği net:
Sağ kalım oranı ortalama %47 civarı.
Operasyon sonrası bakım kötüyse bu oran daha da düşer.
O yüzden hoca özellikle şu prensibi vurguluyor:
“Tıkanıklığı ilerletmek, bağırsak kesmekten iyidir.” Mümkünse kitleyi mideye/sekuma itip oradan boşaltmak tercih edilir.
Kapanış: Tavşanda GI Sendrom = “Besleme + Motilite” Savaşıdır
Bu seminer bize tavşan hekimliğinin en kritik dersi şunu yeniden hatırlattı:
Tavşan bağırsakları durmayı sevmez.
Lif yoksa → flora bozulur → gaz artar → ağrı başlar → motilite durur → trikobezoar tıkar.
Erken yakalanırsa medikal tedaviyle büyük oranda çözülür.
Geç kalınırsa cerrahi bile sonucu garanti etmez.
Bu yüzden tavşan hastasında en basit ama en hayati cümle şudur:
“Ne yiyor, ne kadar su içiyor ve dışkısı nasıl?”
Cevabı doğru okuyabilen hekim, bu sendromu daha başlamadan bitirir.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Veteriner Hekim Yusuf Sefa Dedeoğlu: Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Veteriner Hekim Yusuf Sefa Dedeoğlu/Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması” oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.
Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması: Klinik Pratik İçin Yol Haritası
Veteriner hekimlikte böbrek hastalıkları, özellikle kedi ve köpeklerde en sık karşılaştığımız iç hastalıkları problemleri arasında. Ultrasonografi ise bu hastalıkların tanı ve takibinde hem pratik hem de oldukça güçlü bir araç. Ancak ultrasonun gerçek değeri, tek başına bir “tanı koyma aracı” olmaktan çok, klinik tablo ve laboratuvar verileriyle birlikte yorumlandığında ortaya çıkıyor.
Ultrasonografi Böbrek Hastalıklarında Neden Bu Kadar Önemli?
Kedi ve köpeklerde böbrek hastalıklarının görülme sıklığı yaklaşık %10–15 civarında. Ultrasonun duyarlılığı özellikle kronik böbrek hastalığında çok yüksek; morfolojik değişikliklerin %86’sı ultrasonla yakalanabiliyor. Akut böbrek hasarında bu oran %70–75 seviyesinde, doppler ve rezistif indeks de işin içine girdiğinde çok daha net değerlendirme yapılabiliyor.
Ultrasonun avantajları ise oldukça belirgin:
Non-invaziv ve ağrısız
Tekrarlanabilir
Kolay uygulanabilir
Biyopsi öncesi yol gösterici
Klinik süreçte hızlı ve güvenilir bilgi sağlayan bir yöntem
Doğru Cihaz – Doğru Prob – Doğru Ayar
Ultrason değerlendirmesinin başarısı yalnızca operatöre bağlı değil; cihaz ve prob seçimi de kritik önemde.
Prob tercihleri:
Köpeklerde mikrokonveks/konveks prob (genelde 5–8 MHz)
Lineer prob (özellikle böbrek detayını en iyi veren prob; 7–12 MHz)
Teknik ayarlar:
Fokus hattı böbrek korteksi üzerine alınmalı
Gain (kontrast) ayarı karaciğer ekojenitesine dengeli şekilde ayarlanmalı
Derinlik böbreğin tamamı kadraja girecek şekilde ayarlanmalı
Böbreğin Normal Sonografik Anatomisi
Patolojik bir görüntüyü anlayabilmenin ilk adımı, normal anatomiyi iyi bilmektir.
Normal böbrek ultrasonunda:
Korteks orta ekojeniteye sahiptir (karaciğerden daha hiperekoik, dalaktan daha hipoekoik)
Medulla daha hipoekoik görünür (korteksten daha koyu)
Korteks/medulla oranı yaklaşık 1.5
Pelvis çoğunlukla anekoik
Sağ ve sol böbrek boyutları simetrik olmalı (fark 0.3 cm’den fazla olmamalı)
Ekojenite sıralamasını akılda tutmak çok önemli:
Karaciğer < Böbrek korteksi < Dalak Artefaktları
Patoloji Sanmayın
Üriner sistem ultrasonunda görebileceğimiz birçok artefakt bize tanıda yardımcı olur. Ancak bazıları fizyolojik olabilir.
Öne çıkan artefaktlar:
Akustik gölge: taş/mineralizasyon için çok kıymetli bulgudur
Posterior güçlenme: sıvı/kist lehine yorumlanır
Twinkle artefact (color twinkling): doppler açıldığında taş üzerinde renkli parazitlenme görülmesi, taş tanısında %90 doğrulukta patognomoniktir
Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) Ultrason Bulguları
KBH denince aklımıza gelen en önemli sonografik değişiklikler:
Böbrek boyutunda küçülme
kedide genelde <3 cm
küçük köpekte <5.5 cm
Konturlar düzensiz (fibrozis nedeniyle)
Korteks hiperekoik (fibrotik doku artışı)
Korteks–medulla ayrımı silinmiş
Küçük anekoik kistler (<5 mm) görülebilir
Rezistif indeks artmış olur
Kortikal incelme belirgindir
Akut Böbrek Hasarı (ABH) Ultrason Bulguları
Akut süreçte böbrek morfolojisi kronikten tamamen farklı davranır:
Böbrek boyutu artar (~0.35 cm kadar büyüme)
Korteks hipoekoik görünür (ödem nedeniyle daha koyu bir görüntü)
Korteks–medulla ayrımı korunur
Bazen perirenal sıvı eşlik edebilir
Dopplerde hiperperfüzyon görülebilir
Rezistif indeks normal veya düşük çıkar
Akut süreç kronikleşirse (fibrozise dönerse) görüntü tersine dönebilir.
Akut–Kronik Ayrım Tablosu (Pratik Özet)
Bulgular
Akut Böbrek Hasarı
Kronik Böbrek Hastalığı
Boyut
Artmış
Azalmış
Korteks ekojenitesi
Hipoekoik
Hiperekoik
Korteks/medulla ayrımı
Korunmuş
Silinmiş
Rezistif indeks
Normal veya düşük
Yüksek
Klinik tablo
Ani azotemi, kusma
PDP, kilo kaybı, kronik semptomlar
İdrar densitesi
Normal/hafif düşük
Kesin düşük
Taş ve Obstrüksiyon Olgularında Bulgular
Taş/obstrüksiyon durumlarında dikkat edilecek başlıklar:
Renal pelvis genişliği >3 mm → hafif dilatasyon
5–10 mm ve üzeri → hidronefroz olarak değerlendirilir
Taşlar hiperekoik + akustik gölge + twinkle artefact verir
Üreter dilatasyonu >2.5 mm ise obstrüksiyon lehinedir
Obstrüksiyon uzarsa korteks kalınlığı azalır
Rezistif İndeks (RI): Neden Önemli?
RI böbreğe gelen ana kan akımına karşı damar direncinin bir ölçümüdür.
Formül temel olarak:
RI = (PSV – EDV) / PSV
Normal değerler:
Kedi: 0.55–0.70
Köpek: 0.56–0.75
RI’nın yükseldiği durumlar:
obstrüksiyon
fibrozis
hipertansiyon
kronik böbrek hastalığı
RI’nın düştüğü durumlar:
inflamasyon
vazodilatasyon
akut süreçler
Önemli bir not: RI’daki %0.05 artış, GFR’de yaklaşık %15 düşüşle koreledir.
Klinik Pratikte En Sık Yapılan Hatalar
Böbrek ultrasonunda tanıyı zorlaştıran hatalar şunlar:
Referans organı kullanmamak (ekojeniteyi karaciğer/dalakla kıyaslamadan yorumlamak)
Tek böbreğe bakmak (mutlaka sağ–sol karşılaştırılmalı)
Mesane doluluğunu göz ardı etmek (pelvis ölçümünü yanıltabilir)
Artefaktları taş sanmak ya da tam tersi
Doppleri kullanmamak
Son Söz: Ultrason Tek Başına Yetmez
Ultrason böbrek hastalıklarında gerçek bir pusula. Ama tek başına “varış noktası” değil.
En doğru yaklaşım:
Klinik muayene
Laboratuvar verileri
İdrar analizi / UPC / SDMA
Ultrason bulgularının birlikte yorumlanması
Bu şekilde tanı doğruluğunu %90’ların üzerine çıkarabiliyoruz.
Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.
Evde Mama Yapmak Ne Kadar Doğru?
Son yıllarda birçok köpek sahibi, evcil dostlarının beslenmesinde doğal ve katkısız seçeneklere yöneliyor. Yeni nesil köpek mamaları, malzeme kontrolü, tazelik ve “insan standardında beslenme” fikri nedeniyle giderek popülerleşiyor. Birçok insan da bu dönüşüme evde kendisi mama pişirerek ya da hazırlayarak uyum sağlıyor. Fakat yakın zamanda yapılan kapsamlı bir bilimsel çalışma, evde mama pişirme eğiliminin düşündüğümüz kadar güvenli olmayabileceğini ortaya koyuyor.
Ev Yapımı Mama Ne Kadar Dengeli?
1726 Ev Yapımı Diyet İncelendi; Araştırmacılar (Dog Aging Project / Texas A&M University – VirginiaMaryland College of Veterinary Medicine ortak çalışması), köpek sahiplerinin hazırladığı 1.726 ev yapımı mama tarifini besin değeri açısından analiz etti. Kullanılan malzemeler çeşitlilik gösterse de araştırmanın kritik bulgusu oldukça dikkat çekiciydi.
Tariflerin yalnızca %6’sı köpeklerin tam ve dengeli besin ihtiyacını karşılayacak potansiyele sahip.
Başka bir deyişle:
Ev yapımı mamaların %94’ü beslenme açısından yetersiz veya dengesiz.
Bu dengesizlikler özellikle şu alanlarda yoğunlaşıyor:
Kalsiyum–fosfor oranı bozuklukları
Vitamin eksiklikleri (A, D, E vb.)
Esansiyel yağ asidi yetersizliği
Eser mineral eksiklikleri
Enerji dağılımında uygunsuzluk
Bu eksiklikler uzun vadede kemik sağlığı, bağışıklık, metabolizma, deri-tüy yapısı gibi hayati sistemleri olumsuz etkileyebilir.
Neden Ev Yapımı Mama Eksik?
Ev yapımı tariflerin sorunlu olmasının temel nedeni, besin dengesinin basit ve sezgisel yöntemlerle sağlanamaması.
Malzemelerin doğal olması veya kaliteli görünmesi tek başına yeterli değil. Köpeklerin biyolojik ihtiyaçları insanlardan farklı ve bu ihtiyaçların profesyonel beslenme standardlarına göre hesaplanması gerekiyor.
Ayrıca köpek sahipleri tariflerde sık sık değişiklik yapıyor — malzeme miktarlarını azaltma, bazı malzemeleri “olsa da olur” diyerek çıkarma, farklı yağlar kullanma gibi küçük değişiklikler bile tarifi eksik hâle getirebiliyor.
Ev Yapımı Mama Hazırlamak İsteyenlere Ne Yapmalı
Araştırmacılar, ev yapımı mama tercih edenler için şu önerileri vurguluyor:
Mutlaka profesyonel beslenme uzmanı formülasyonuyla hazırlanmış tarifler kullanılmalı.
Tariflerde oynama besin dengesini bozabilir.
Gerekirse vitamin-mineral takviyesi planlanmalı.
Kronik hastalığı olan veya özel ihtiyaçlı köpeklerde ev yapımı mama çok daha riskli olabilir.
Peki Çözüm Ne?
Ev yapımı mama fikri çoğu zaman sevgi ve iyi niyetle başlıyor. Ancak iyi niyet, köpeğin biyolojik ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya yetmiyor. Dengeli ve güvenli bir beslenme planı için bilimsel reçeteler, doğru formülasyon ve profesyonel kontrol şart.
İşte bu noktada, özel formülasyonlarla hazırlanmış taze mamalar, ev yapımı mama tutkusunun risklerini ortadan kaldırabilen güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Kito Fresh Bu Tabloya Nasıl Uyuyor?
Kito Fresh taze mamalar, ev yapımı mama trendinin olumlu yanlarını (tazelik, doğallık, katkısızlık) alırken; bilimsel formülasyon gerektiren kritik noktaları profesyonel şekilde tamamlıyor.
Reçeteler beslenme uzmanı veteriner hekimler tarafından geliştiriliyor.
İçerik standardı insan gıda kalitesini hedefliyor.
Vitamin-mineral dengesi ve kalsiyum–fosfor oranı bilimsel olarak planlanıyor.
Koruyucu veya yapay katkı maddesi kullanılmıyor.
Bu nedenle Kito Fresh, hem doğal beslenme isteyen hem de köpeğinin tüm besin ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamak isteyen sahipler için, ev yapımı mamanın eksik bıraktığı noktaları tamamlayan güvenli ve dengeli bir seçenek sunuyor.
Kaynak:
O'Brien JS, Lawson E; Dog Aging Project Consortium; Tolbert MK, Ruple A. Findings from the Dog Aging Project: home-prepared diets for companion dogs feature diverse ingredients, and few are nutritionally complete. Am J Vet Res. 2025 Aug 27;86(11):ajvr.25.06.0216. doi: 10.2460/ajvr.25.06.0216. PMID: 40865554.
Kito VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklara Yolculuk Tamamlandı.
Evcil dostlarımızın sağlığı ve mutluluğu için çalışan bir marka olarak, Kito VetSummit 2025 – Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar etkinliğinin sponsoru olmaktan büyük mutluluk duyduk.
Bilim ve Deneyimin Buluştuğu Bir Platform
13-24 Ekim 2025 tarihleri arasında internet üzerinden gerçekleştirilen Kito VetSummit 2025, veteriner klinik bilimlerinde güncel gelişmeleri ve uygulamaları ele aldı. Etkinlik boyunca her akşam alanında uzman konuşmacılarla gerçekleşen oturumlarda;
Prof. Dr. Dr. Hakan Salcı ile – Kedi ve Köpeklerde Toraks, Kalp ve Damar Cerrahisi
Prof. Dr. Duygu Dalgın ile – Veteriner Sahada Geleceğe Bakış: Potansiyeller, Fırsatlar, Fark Yaratmak
Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme
Arş. Gör. Dr. Ebuderda Günay ile – Tavşanlarda Gastrointestinal Staz/Obstruksiyon Tanı ve Tedavi
Veteriner Hekim Batuhan Nathur ile – Evcil Hayvanlarda Ozon Tedavisi
Prof. Dr. Yücel Meral ile – Köpeğim Parkta Gezerken Birden Bayıldı! Kardiyoloji Acilleri
Dr. Veteriner Hekim Onur İskefli ile – Dilate Kardiyomiyopati
Veteriner Hekim Batuhan Elifoğlu ile – Kedi ve Köpeklerde Ağız ve Diş Sağlığına Giriş: Anatomi, Dental Charting ve COHAT
Dr. Öğr. Üyesi Pınar Can ile – Küçük Hayvanlarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Dr. Veteriner Hekim Başar Ulaş Sayılkan ile – Pulmoner Hipertansiyon
Dr. Veteriner Hekim Erman Koral ile – Kedi ve Köpeklerde Alt Üriner Sistem Hastalıkları
Veteriner Hekim Yusuf Sefa Dedeoğlu ile – Böbrek Hastalıklarının Sonografik Yorumlanması konuları işlendi. Katılımcılar canlı oturumlarda soru sorabilme imkânı buldu; ayrıca tüm kayıtlar 60 gün boyunca tekrar izlenebilecek.
Kito Neden Bu Etkinlikteydi?
Kito olarak misyonumuz yalnızca kaliteli ve doğal ürünler sunmak değil; aynı zamanda evcil hayvan sağlığına dair bilimsel gelişmeleri aktif şekilde desteklemek. Bu doğrultuda:
Veteriner hekimlerin bilgi-deneyim paylaşımına katkıda bulunduk,
Bilimsel yaklaşımla beslenme ve refah konularındaki vizyonumuzu veteriner camiasıyla buluşturduk,
“İnsan standardında evcil hayvan mamaları” anlayışımızı daha geniş bir profesyonel kitleye taşıma fırsatı yakaladık.
Etkinlikten Geriye Kalanlar
Kito VetSummit 2025 boyunca yüzlerce veteriner klinisyen, akademisyen ve sektör profesyoneli aynı dijital platformda bir araya geldi. Kito olarak bu süreçte markamızla bilimsel bakış açısını birleştiren değerli bir topluluğun parçası olduk.
Bu sponsorluk, yalnızca bir tanıtım adımı değil; evcil hayvan sağlığına dair sürdürülebilir bilgi paylaşımına katkı sağlayan bir girişim oldu.
Teşekkürler
Bu organizasyonda emeği geçen tüm eğitmenlere, katılımcılara ve paydaşlara Kito ailesi olarak teşekkür ediyoruz. Bilimin ışığında, evcil dostlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek için çalışmaya devam edeceğiz. Yeni buluşmalarda görüşmek üzere!
Sağlıklı İnsan Standardında Malzemelerle Hazırlanmış Yemekler ile Besleme: Köpek Sağlığı Üzerine Etkileri ve Bilimsel Bir İnceleme
“Ev yapımı diyetler, hem sağlıklı hem de hasta köpeklerde genel sağlık ve yaşam kalitesini artıran önemli bir beslenme stratejisidir. Çalışma, ev yapımı diyetlerin veterinerlik uygulamalarında etkili bir araç olduğunu ve semptom yönetiminde başarılı sonuçlar verdiğini göstermiştir.”
Evcil hayvan sahipleri arasında köpeklerinin beslenmesiyle ilgili farkındalık hızla artarken, ev yapımı diyetler giderek daha popüler hale gelmektedir. Son yapılan bir çalışma, ev yapımı diyetlerin köpeklerin genel sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini vurgulamaktadır. Bu yazıda, “Homemade Diet as a Paramount for Dogs’ Health” başlıklı çalışmanın bulgularına dayanarak ev yapımı diyetlerin önemini, sonuçlarını ve uygulama detayları ele alınmıştır.
Araştırmanın Amacı ve Kapsamı
Bu çalışma, farklı yaş, cinsiyet ve sağlık durumlarına sahip 167 köpek üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar hem sağlıklı hem de çeşitli patolojik (hastalıklı) durumlara sahip köpeklerden oluşmaktadır. Araştırmanın amacı, ev yapımı diyetlerin uzun vadeli etkilerini ve köpek sahiplerinin bu diyetlere bağlılık oranını değerlendirmektir.
Araştırma, özellikle şu sağlık durumlarına odaklanmıştır:
Gastrointestinal hastalıklar (kronik ishal, kusma, reflü).
Dermatolojik problemler (dermatit, otit, gözyaşı akıntısı).
Her iki durumu birden yaşayan köpekler.
Veriler ve Bulgular
Katılımcı Profili
Toplam 167 köpek:
%30’u melez, %70’i safkan.
Yaş aralığı: 7 ay – 14 yıl.
%75’i kısırlaştırılmış dişi, %57’si kısırlaştırılmış erkek.
Diyet Tipleri ve Tercihler
Diyet Tipi
Başlangıç (n)
Son (n)
Değişim (%)
Ev yapımı diyet
55 (26 karışık)
104 (24 karışık)
+62%
Ticari mamalar
112
63
-38%
Ev yapımı diyet kullanan köpeklerde önemli bir artış görülmüştür (p < 0.0001). Diyeti terk edenlerin ana nedenleri ise sahiplerin uyum sorunları (%27) ve köpeklerin yeni diyeti benimsememesi (%15) olarak kaydedilmiştir.
Sağlıklı Köpeklerde Gözlemler
Tüy Kalitesi: %70 oranında parlaklık ve yumuşaklık artışı.
Dışkılama Sıklığı: %47 azalma.
Genel Enerji ve İştah: Stabil.
Hasta Köpeklerde Gözlemler
Durum
İyileşme Oranı
Gastrointestinal hastalıklar
%95
Dermatolojik hastalıklar
%83
Her iki durumu birden yaşayanlar
%100
Özellikle kronik enteropati (bağırsak hastalıkları) ve dermatolojik sorunlar yaşayan köpeklerde ev yapımı diyetin semptomları büyük ölçüde iyileştirdiği gözlemlenmiştir.
Ev Yapımı Diyetlerin Özellikleri
Ev yapımı diyetler, köpeğin bireysel ihtiyaçlarına göre özel olarak tasarlanmıştır. Kullanılan başlıca bileşenler şunlardır:
Protein Kaynakları: Tavuk, hindi göğsü, dana eti.
Karbonhidratlar: Pirinç, patates, kuskus.
Yağlar: Somon yağı, ayçiçek yağı.
Sebzeler: Kabak, havuç, bezelye.
Diyetler genellikle buharda veya az miktarda suyla haşlanarak hazırlanmış, günlük iki öğün olarak önerilmiştir.
Diyetin Faydaları
Tüy kalitesi, enerji seviyesi ve iştah, ev yapımı diyeti tamamlayan köpeklerde önemli ölçüde iyileşmiştir.
Parametre
İyileşme Olasılığı (Odds Ratio)
p Değeri
İştah
4.07
0.003 **
Enerji Seviyesi
3.47
0.017 *
Tüy Kalitesi
9.88
0.001 ***
Ev Yapımı Diyetlerin Avantajları
Daha İyi Sindirim Sağlığı: Gastrointestinal sorunlar yaşayan köpeklerde %95 oranında iyileşme gözlenmiştir.
Doğal ve Taze İçerik: İnsan tüketimine uygun gıdalar kullanılarak besin değeri korunur.
Sağlık Sorunlarını Azaltma: Hem gastrointestinal hem de dermatolojik problemleri olan köpeklerde %100 semptom iyileşmesi sağlanmıştır.
Zorluklar ve Kito Fresh’in Bu Zorluklara Karşı Durduğu Yer
Sahip Uyumu: Ev yapımı diyet hazırlamak zaman alıcı olabilir. Bu nedenle, sahipler eğitilmeli ve sürecin kolaylaştırılması sağlanmalıdır. / Kito Fresh oda sıcaklığında saklanabilir ve kolay açılır özel ambalajında servis edilebilir
Takviye Kullanımı: %21 oranında takviyeler bırakılmıştır. Bunun başlıca nedenleri tat uyumsuzluğu (%93) ve takviyelere erişim zorluğu (%7) olmuştur. / Kito Fresh bütün vitamin ve mineralleri içerdiği malzelerden karşılar, takviye gerektirmez
Sonuç
Ev yapımı diyetler, hem sağlıklı hem de hasta köpeklerde genel sağlık ve yaşam kalitesini artıran önemli bir beslenme stratejisidir. Çalışma, ev yapımı diyetlerin veterinerlik uygulamalarında etkili bir araç olduğunu ve semptom yönetiminde başarılı sonuçlar verdiğini göstermiştir. Özellikle köpeklerin bireysel ihtiyaçlarına göre hazırlanmış dengeli diyetlerin, veteriner hekimler ve beslenme uzmanları tarafından önerilmesi büyük önem taşımaktadır.
Kaynakça
Pignataro, G., Crisi, P.E., Landolfi, E., et al. (2024). Homemade Diet as a Paramount for Dogs’ Health: A Descriptive Analysis. Vet. Sci. 11(438). DOI: 10.3390/vetsci11090438.