Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme

Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme

Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar kapsamında gerçekleştirilen “Prof. Dr. Pınar Saçaklı ile – İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme”oturumundan öne çıkanları bu blog yazısında sizler için derledik. Hocamıza sunumu için teşekkür ederiz.

Bağırsak Sağlığı Neden Bu Kadar Önemli? Mikrobiyomun Veterinerlikte Değiştirdiği Bakış Açısı

Veterinerlikte bazı konular vardır; derslerde öğreniriz, klinikte uygularız ama gerçek önemini sahada çalıştıkça fark ederiz. Bağırsak sağlığı bu konuların başında gelir. Çünkü konu yalnızca “ishal oldu, mama değiştir” kadar basit değildir. Bağırsaklar; bağışıklık sistemi, davranış, deri ve tüy sağlığı, hatta yaşlanma süreci gibi pek çok sistemi sessizce yöneten büyük bir merkezdir.

Profesör Doktor Pınar Saçaklı’nın “İçimizdeki Dünya: Bağırsak Sağlığı ve Beslenme” başlıklı konuşması, bu gerçeği çok net bir şekilde yeniden hatırlattı. Konuşmanın temel mesajı şuydu:

“Bağırsak, vücudun içindeki dinamik bir ekosistemdir. Bunu anlayan hekim oyunu değiştirir.”

2500 Yıllık Bir Cümle Hâlâ Geçerli: “Hastalık Bağırsakta Başlar”

Hipokrat’ın M.Ö. 460 yılında söylediği “Bütün hastalıklar bağırsaklarda başlar” sözü, bugün modern bilim tarafından tekrar doğrulanıyor. Gelişen moleküler analiz teknikleri sayesinde artık şunu çok daha net biliyoruz:

  • Bağırsak yalnızca sindirim ve emilim yapan bir organ değildir. Aynı zamanda:
  • Vücuda giren patojenlere karşı ilk savunma hattıdır
  • Bağışıklık hücrelerinin yaklaşık %70’ini barındıran en büyük immün organdır
  • Mikrobiyom olarak adlandırılan dev bir mikroorganizma ekosisteminin evidir

Bu nedenle bağırsak sağlığı bozulduğunda karşımıza çıkan tablo yalnızca ishal değildir; zincirleme ve sistemik bir sorunlar bütünü başlar.

Bağırsak Sağlığı Üç Temel Denge Üzerine Kuruludur

Bağırsak bütünlüğü üç ana yapıdan oluşan bir denge sistemiyle ayakta durur:

1. Histomorfoloji – bağırsak duvarının yapısal bütünlüğü

2. Mikrobiyota / mikrobiyom – bağırsakta yaşayan mikroorganizmalar

3. İmmün sistem hücreleri

Bu üç yapıdan biri zayıfladığında diğerleri de etkilenir. Gerçek anlamda sağlıklı bir bağırsak, bu üç bileşenin birlikte ve uyum içinde çalışmasıyla mümkündür.

Histomorfoloji: Hızlı Yenilenen Ama Hassas Bir Doku

Bağırsak epiteli vücuttaki en hızlı yenilenen dokulardan biridir. Villuslar yaklaşık 3–5 günde bir dökülür ve yeniden oluşur. Bu durum iki önemli sonucu beraberinde getirir:

  • Bağırsak kendini çok hızlı onarabilir
  • Ancak yeterli enerji ve besin desteği yoksa aynı hızla hasar da görebilir

Goblet hücrelerin ürettiği mukus tabakası ilk savunma hattını oluşturur. Bunun altında yer alan tight junction (sıkı bağlantı) proteinleri ise hücreler arası bariyeri sağlar. Bu yapı bozulduğunda hücre araları açılır, patojenler bağırsak duvarından geçer ve enfeksiyon süreci başlar. Bu nedenle “bağırsak bariyeri” klinik pratikte düşündüğümüzden çok daha kritik bir rol oynar.

Mikrobiyota ve Mikrobiyom: Aynı Şey Değil

Konuşmada özellikle altı çizilen önemli bir kavram ayrımı vardı:

  • Mikrobiyota: Bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların kim olduğu ve sayısı
  • Mikrobiyom: Bu mikroorganizmaların genleri, birbirleriyle ve konakla etkileşimleri ve üstlendikleri görevler

Yani mikrobiyomdan bahsettiğimizde yalnızca bakteri sayısını değil; metabolit üretimini, bağışıklık üzerindeki etkileri, sindirime katkıyı ve hatta davranış üzerindeki sonuçları da kapsayan geniş bir sistemden söz ediyoruz.

Mikrobiyom Doğumda Başlar, Beslenmeyle Şekillenir

Bağırsak mikrobiyomu doğum anında oluşmaya başlar.

  • Normal doğumda, anne florası yavruya geçer; bu durum doğal bir bağışıklık eğitimi gibidir
  • Sezaryen doğumda ise çevre ve deri florası baskın olur; ayrıca antiseptik ve antibiyotik etkileri devreye girer

Daha sonraki süreçte mikrobiyomu etkileyen başlıca faktörler şunlardır:

  • Çevre koşulları
  • Antibiyotik ve ilaç kullanımı
  • Stres
  • Yaş
  • Irk ve tür
  • Beslenme

Bunların içinde mikrobiyomu en hızlı ve en güçlü şekilde etkileyen faktör beslenmedir.

Mikrobiyomun Üretimi: Faydalı ve Zararlı Metabolit Dengesi

Bağırsaktaki bakteriler, besinleri fermente ederek kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) üretir:

  • Asetat
  • Propiyonat
  • Bütirat

Özellikle bütirat, bağırsak hücrelerinin ana enerji kaynağıdır ve tight junction yapılarının güçlenmesini sağlar.

Ancak tüm bakteriyel üretim faydalı değildir. Bazı bakteriler protein fermentasyonu sonucunda amonyak gibi zararlı metabolitler üretir. Bu nedenle bağırsakta sürekli bir “iyi üretim – kötü üretim” dengesi vardır. Disbiyoziste asıl problem tek bir patojen değil, bu üretim dengesinin bozulmasıdır.

Disbiyozis Enfeksiyon Değildir

Konuşmanın klinik açıdan en önemli mesajlarından biri şuydu:

Disbiyozis, tek bir patojenin artışı değil; bağırsak ekosisteminin dengesinin bozulmasıdır.

Bu nedenle antibiyotikler çoğu disbiyozis vakasında çözüm değil, sorunu derinleştiren bir faktördür. Çünkü antibiyotikler zararlı bakterilerle birlikte faydalı bakterileri de yok eder.

Disbiyoziste sık görülen belirtiler şunlardır:

  • Akut veya kronik ishal
  • Kusma
  • Gaz ve kötü koku
  • İştahsızlık
  • Davranış değişiklikleri ve anksiyete
  • Eklem ağrıları ve deri problemleri

Yani bağırsaktaki dengesizlik, tüm vücudu etkileyen geniş bir tabloya dönüşür.

Probiyotik, Prebiyotik ve Simbiyotik Ne Zaman Kullanılmalı?

  • Probiyotikler: Canlı faydalı mikroorganizmalardır.
    • pH’ı düşürür
    • Patojenleri rekabetle baskılar
    • Antimikrobiyal maddeler üretir
    • Bağırsak bariyerini güçlendirir
  • Prebiyotikler: Konağın sindiremediği, kalın bağırsağa ulaşıp faydalı bakterileri besleyen liflerdir.
    • Probiyotiklerin çoğalmasını sağlar
    • SCFA üretimini artırır
  • Simbiyotikler: Probiyotik ve prebiyotiğin birlikte kullanıldığı kombinasyonlardır.

Buradaki kritik nokta şudur: Prebiyotikler esas olarak kalın bağırsakta etkilidir. Bu nedenle destek planı yapılmadan önce ishalin tipi mutlaka ayırt edilmelidir.

İnce Bağırsak mı, Kalın Bağırsak İshali mi?

İnce bağırsak ishali:

  • Dışkı miktarı artar
  • Yağlı ve hacimli dışkı görülebilir
  • Kilo kaybı belirgindir
  • Kan sindirilmiş olabilir

Kalın bağırsak ishali:

  • Dışkı miktarı normal ya da azdır
  • Dışkılama sıklığı artar
  • Mukus belirgindir
  • Taze kırmızı kan görülebilir

Disbiyozisin asıl sahnesi çoğunlukla kalın bağırsaktır. Bu nedenle kalın bağırsak ishallerinde prebiyotik ve lif desteği çok daha anlamlıdır.

Gelecek: Kişiselleştirilmiş Besleme Dönemi

Mikrobiyom araştırmalarının yönü artık netleşmiştir:

  • Her bireyin çekirdek mikrobiyomunu tanımak
  • Buna uygun, kişiye ya da hayvana özel besleme ve takviye planları oluşturmak

Yani tek tip reçetelerin dönemi kapanıyor. Mikrobiyom temelli bireysel besleme çağı başlıyor. Bu süreçte:

  • Yeni probiyotik ve prebiyotik türleri
  • Davranış–mikrobiyom ilişkileri
  • Yaşlanma ve uzun yaşam stratejileri

çok daha görünür hâle gelecek.

Sonuç: Bağırsak Ekosistemini Yöneten Hekim, Kliniği Yönetir

Bu konuşma bize bir kez daha şunu gösterdi:

Bağırsak sağlığı veterinerlikte ikincil bir konu değildir. Besleme, klinik başarı, davranış, bağışıklık ve yaşlanma burada düğümlenir.

Belki de yeni dönemin en net cümlesi şudur:

“Bağırsak ekosistemini yönetemeyen, hastalığı yönetemez.”

Ve konuşmanın en güçlü özeti yine hocanın sözlerinde saklıydı:

“İçimizdeki dünya çok akıllı ve çok dinamik. Biz de buna uygun şekilde daha akıllı ve daha dinamik hekimler olmak zorundayız.”

Sağlıklı Mama Ekosistemi Kito sponsorluğunda gerçekleşen VetSummit 2025: Veteriner Klinik Bilimlerde Yeni Ufuklar oturumlarından öne çıkanları paylaşmaya devam edeceğiz; klinik pratiğinize katkı sağlayacak yeni içeriklerde görüşmek üzere.

Kito hakkında daha detaylı bilgi için www.kito.pet sayfasını gezebilir, sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek için info@kito.pet’e mail atablirsiniz.